Fifty Shades | Bir homurdanma hikayesi

Şu sıralar gündemden düşmeyen kitap dizisi hakkında yazmayı uzun zamandır erteliyorum zira okuduğum diğer yorumlar bende bir sorun olduğunu düşünmeme yol açmış durumda. Bu kitabı beğenmeyen bir ben miyim?

New York Times gazetesine haber olan, filmine Angelina Jolie’nin yönetmenlik, Ian Somerhalder’ın ise Christian rolü için talip olduğu bu kitap dizisi bir bana mı erotik Twilight gibi geliyor. Cidden bilemiyorum, zira son zamanlarda Facebook ve Twitter’da hangi sayfayı açsam karşıma bu seri çıkıyor.

Fifty Shades Of Grey’i ilk duyduğumda hikâye bir hayran hikâyesiydi ve ana karakterleri Twilight adlı seriden tanıdığımız Edward Cullen ve Bella Swan’ndı.- Hikayeyi o zamanlar takip etmedim, net üzerinden hikaye takip edebilecek kadar sabırlı bir yapım yok ya da şöyle diyelim, bölüm beklerken sıkılıyorum. Çok çok sıkılıyorum. Sonra hikâyeyi unutup, iyice sıkılıyorum. Sonuç olarak netten hikâye takip etmiyorum.-

Bunların dışında Edward Cullen benim zihnimde daima kılıbık bir adam olarak kalacaktı, bu yüzden onu dominant bir karakter olarak okumak istemedim. Hayır, buna hiç niyetim yoktu.  Kafamı karıştırmak, ikinci bir Twilight vakasıyla karşılaşmak istemiyordum. Seri hayranları bana kızabilir ama durum böyle. Katlanamadığım bir şey varsa o da romanın erkek karakterine katkısız bir hayranlık besleyen saf- duygusal anlamda dengesiz kadın karakterler. Abartısız söylüyorum, onları okurken romanın içine girebilsem kadınların parçası kalmaz. Her neyse.

Yakın arkadaşlarımdan biri hikâyeyi o kadar çok övdü ve belli başlı yerleri ustaca atlayıp, seri haline gelmiş bu hayran hikâyesini bana öyle güzel sattı ki. Bir akşam kendimi pdf’e bakarken buldum. O zamanlar kitap filan yok tabi, neyse okudum birkaç sayfa ama yok. Sinirlerim bozuluyor karakterlere, adamın tavırları yapay, kızın tepkileri abartı geliyor vs vs. Lafın özü kitabın hayran hikâyesi versiyonunu elimde olmayan sinirsel sebeplerden ötürü okuyamamıştım.

BDSM konusunda bilgili sayılmam, yanından geçmem, alakam yoktur. Başta bunu belirtelim, ben itaatkâr karakterde bir insan değilim. Uyumluyumdur fakat itaat etmeyi sevmem. İnsanlar benden bazı şeyleri ancak doğru şekilde söylerlerse isteyebilirler. Birinin bana bir şeyler emredebileceğini sanmıyorum, dener ama başarılı olamaz. Bu sadece cinsellik alanında değil, her alanda böyle.  Ters insanım vesselam ve “Beynine hükmedeceğim, senin beynini becereceğim” zırvaları beni gülümsetiyor. Bu sebeple Christian’a karşı hiçbir zaman “Aman Allahım, benim de böyle bir erkeğim olsun” tavrıyla yaklaşmadım. Otoriter ve güçlü erkekler tamam ama geçmiş sorunlarını atlatamamış erkeklerden sakınıyorum. –Bunları size neden anlatıyorsam

Kitabın, hayran hikayesi olan versiyonunun adı “Master of  the Universe” idi. Buna verdiğim tepkiyi sizlere söylersem sanırım yazının nasıl ilerleyeceğini anlayabilirsiniz. “Evrenin Efendisi’ymiş, peh!” Bunlardan yola çıkarak şöyle diyelim; Christian Grey’i bir efendi olarak görmüyorum ve romanı okurken BDSM’i konu alan bir kitap okur gibi okumadım. Başta bunu söyleyebiliriz zira BDSM konusunun sadece görünen yüzünü araştırsanız bile karşınıza Marquis de Sade çıkar. Marquis de Sade diyorum sevgili okuyucu, birkaç kitabına ya da hayatının anlatıldığı birkaç metne göz atın. Ardından Christian Grey için dominant deyin, eline her kırbaç alan efendi oluyorsa bana da bir kırbaç verin hatta. Cinsellik alanında işime yaramasalar da evde çalıştırılacak birkaç kadın olsa fena olmaz. Temizlik yaparken anası ağlıyor insanın.

Kitap Anastasia Steele –isminin maşallahı var– adlı kızımızın, hasta olan arkadaşı yerine Bay Grey’le röportaj yapmaya gitmesiyle başlıyor. – Hasta arkadaş klişesine selamı çaktık–  Anastasia, benim en sevdiğim kadın karakterlerden. Kendinin farkında olmayan, dokunulmamış, çekingen, akıllı – edebiyat bölümünü üstün başarıyla bitirmesine rağmen kendini bir türlü anlatamayan bir insan kendisi, canım. – ve sakar, ciddiyim bayılıyorum ben şu yazarların uçsuz bucaksız(!) hayal dünyalarına. Nasıl da güzel karakterler yaratıyorlar, nasıl da farklı karakterler birbirinden.

Bay Grey’i yaşlı bir adam olarak düşünen kızımız karşısında dudak uçuklatacak kadar yakışıklı(!), atletik, zengin, kendinden emin, etkileyici bakışları olan –bu karakterin filmlerde suratı kat kat fondötenli ve dudaklarında kırmızı ruj olan bir karakterden esinlenilip yazıldığını hatırlayalım– bir adam gördüğünde afallıyor tabi. Kitabın açılış kısmı, daha doğrusu karakterlerimizin karşılaşma kısmında hoş bir ayrıntı var. Bay Grey kızımızı ilk olarak dört ayak üstünde görüyor zira Anastasia düz yolda yürüyemeyecek kadar beceriksiz ya da kader bu kadar afacan.- Tabi canım– Hangisini tercih ederseniz artık.

Yazarımızın BDSM konusunu ilgi görmek için kullandığını anlayabileceğimiz kısımlardan biri bu aslında. İtaatkar/köle vs artık her ne haltsa Anastasia başta ve kitabın ilerleyen bölümlerinde adamın otoritesinden öte görüntüsüne hayran oluyor.  “Aman Tanrım, çok yakışıklı, ay beni korumak için telefonumu takip ettirmiş. Ne tatlıı!” durumu mevcut ki bunu cümleleri karıştırmadan nasıl açıklayabileceğimi bilmiyorum fakat şöyle diyebilirim sanırım. Ana’da adamın otoritesine kapılma ya da ona ait olmak- hizmet etmek isteme gibi bir durum yok. Hikâyenin ve karakterin bana yansıttığı tek duygu “Oh! Ne etkileyici adam, beni böyle biri becermeli”

Christian Grey, tipik bir aşk romanı ya da beyaz dizi karakteri. Yakışıklı, zengin, atletik, yakışıklı, zengin… Öhö, pardon. Sanırım adamın kıza araba ve ıpad hediye etmesine fazla takıldım. Zengin diyoruz ama şöyle bir şey var. Christian bugünlere kendi emeğiyle gelmiş. Yıllardır şirketinin başında ve tabiri caizse boğazından geçen her lokma helal. – Adamın sadece 26 yaşında olmasını hesaba katarsak, yarın ilk uçakla yaban ellere gideceğimi size duyurabilirim. 2-3 yıla parayı bulacağımı umuyorum. – Fransızca biliyor –seksidir ya-, aşırı zengin – (: -, pilotluğu var, piyano çalıyor, ilgili ve yatakta muhteşem. – Erken boşalma gibi bir probleminin olmasını ya da iktidarsız olmasını beklemiyorduk, değil mi? Sonuçta kitapta işlenen şey SEKS.-

Konudan konuya atlayacağımın farkındayım ama aklıma gelmişken bahsetmeden geçemeyeceğim, takip ettiğim polisiye dizilerden birinin bir bölümünde dominant bir karakterin, kölelerini kontrol ederek tatmin oluşu / cinayet işlettirişini anlatan bir bölüm vardı. Adam kadınlara kesinlikle dokunmuyor fakat onları şahane bir şekilde kontrol ediyordu. Bölümün sonunda adamın iktidarsız olduğunu öğrendik, orası ayrı. Cinsellik yok, dokunuş yok. Bir adamın sizi kontrol ettiğini, hırpaladığını ve sizin bunu istediğinizi, o adam istedi diye cinayet işleyebileceğinizi düşünün. Bir de Christian Grey’i düşünün. Anlatmak istediğimi anlatabildim mi?

Christian mükemmel bir adam, çok seksi, çok çekici, Aman Allahım sanırım ıslandım erkeği. Christian sırf Ana’nın tepkileri ve diğer kitaplarda yaptıkları yüzünden benim gözümde en az Edward kadar itici bir karakter.  Film hakları alınan kitabın sinema versiyonunda tutup Henry Cavill’i oynatsalar bile sevemeyeceğim karakteri size o kadar söyleyeyim zira kanım bir türlü ısınamadı efendi adam Christian’a. Bunda biraz da yazarın suçu var tabi, kadın seks sahnelerine odaklanacağına karakterlerin geçmişlerine odaklanıp özellikle hikayesi müsait olan Christian’ın altını doldurabilseymiş, Christian’ı klişe bir kitap karakteri yerine aykırı bir adam olarak yazsaymış. Yazdığı konuda birazcık bilgili olsaymış, Christian daha iyi hatta çok daha iyi olabilirmiş.

Velhasıl-ı kelam, Christian, Ana’ya onun hakkındaki karanlık düşüncelerini anlatıp üstüne bir de “Ben sevişmem, s.kerim” deyip iyi halt ediyor ve kitabımız tam olarak böyle başlıyor. Aslında buna kitap yerine Ana’nın hayranlık cümleleri, kızarmaları, sıkıntıyla dudak ısırmaları, Christian’ın konuşurken homurdanması, Ana’nın saçını kulağının arkasına sıkıştırması, parmaklarını saçlarının arasından geçirmesi ve çiftin itinayla lastik donuna çevrilmiş sevişmelerinin –pardon, sevişmiyorlardı değil mi?-  başarısız bir şekilde derlenmiş hali de diyebiliriz. Zira kitapta kötü bir dil kullanılmış. Bakın vasat filan demiyorum, gerçekten kötü. Kötünün iyisi bile değil. Edebi açıdan değerlendir derseniz, bu kitabı değerlendirmem bile ki ben bu konuda usta bile sayılmam. İşin ehli eleştirmenler de kitaba bir yıldızdan ötesini vermemişler zaten.

Hikaye etkileyici deseniz, yok o da değil. Peki bu kitabın bu kadar satmasının nedeni ne sevgili blog yazarı diyorsunuz, değil mi? Haklısınız, ben olsam ben de derdim.  Zira bir güzel saydım döktüm eteğimdeki tüm taşları buraya. Kitabın satmasının asıl nedeni, şöyle diyelim BDSM’in yanından geçmeyen bir kadının BDSM konusu üzerine yazmaya çalıştığı bu kıytırık aşk hikâyesinin bu kadar tutmasının asıl sebebi yazarın işini bilmesi ve yola onu hayran hikâyesi yazdığı dönemden bu yana takip eden ve olayların Edward’ın gözünden anlatılışını okumak için 28.000$  ödeyen insanlarla beraber çıkmasıdır.

Kitabı tavsiye eder misin?, diye soruyorsanız. Hayır, etmiyorum ama okuyacaksanız da BDSM’le filan ilişkilendirip, ardından bu yönde eğilimi olan insanları aramaya başlayıp dünyanızı başınıza yıkmayın gözünüzü seveyim. Zira kitabın ve yazarın BDSM’le alakası yok. Gençliğinize, güzelliğinize, psikolojinize yazık olur. Kimse size Audi araba veya ıpad almaz, Christian gibi mıç mıç sevmez anlatabiliyor muyum?

Neyse, kitabın Türkçe versiyonu olan Gri’nin Elli Tonu önümüzdeki ay –muhtemelen- raflardaki yerini alacak. Başarılı bir çevirmenin elinden çıktığından gidip alacak ve Türkçe hali nasıl olmuş, diye bakacağım.

Film versiyonunun senaristliğini de Bret Easton Ellis üstlenmiş. Twitter’dan şu karakter kim olsa bu karakter kim olsa diye tivitler atıyormuş. Kitabın Türkçe hali ve serinin diğer kitapları hakkında yorum yapar mıyım, bilmiyorum ama filmde kimlerin oynayacağını ve seks sahnelerinin ne derece kesilip biçileceğini –Elbette kırpacaklar– merak etmiyorum desem yalan olur.

Hızlı bir şekilde yazılmış bir yazı olduğundan herhangi bir hata yaptıysam, affedin.

*Başlık hikayede ısrarla homurdanan karakterlere yapılan bir göndermedir efendim, okumayanlar ne demiş bu blog yazarı böyle demesinler.

Reklamlar

“Fifty Shades | Bir homurdanma hikayesi” üzerine 8 düşünce

  1. Kitabı birkaç sayfalığına okumuş, bırakmıştım geçtiğimiz günlerde, Türkçesi çıksa da öyle okusam diyerekten. Kitaplar, filmler konusunda zevkine güvendiğim birisin olduğundan büyük bir ihtimalle ön yargı ile okuyacağım, -ki zaten Twilight fandomu olarak çıkmış bir ‘hikaye’ bende önyargının temelini oluşturmuştu.
    Açıkçası bana BDSM türünde film yapılması oldukça tuhaf geldi… Bir şekilde porno izliyor olacağız, tek farkı içinde bir ‘aşk hikayesi’ olması olacaktır.
    Kesin hatlarla yazamıyorum şuan, kitabı okuduktan sonra tekrardan uğrayacağım buraya…

    Beğen

    1. Çevirmenin kullandığı dil sayesinde kitap -en azından uslup olarak kurtarılabilir fakat hikayenin muhteşem olay örgüsünün “Christian ne kadar muhteşem bir insan, ay ne kadar şanslıyım, bana neler almış, beni nasıl koruyor deli şey” vs değişime uğrayıp beni tatmin edebileceğini sanmıyorum.
      BDSM alanında filmler elbette ki var ama bunun bu kadar ilgi uyandırması ve bu ilginin özellikle genç kızlara hitap etmesi, evet bir hayli ilginç oldu. Muhtemelen olayları yumuşatıp aşk hikayesine çevirecekler derdim ama senarist olarak Bret Easton Ellis var ki adamın kitaplarını okuduktan sonra birkaç gün kendime gelemediğimi bilirim.
      Çeviri nasıl olur, film nasıl tepkiler alır gerçekten bilemiyorum. Teşekkür ederim Ayçam yine beklerim (:

      Beğen

  2. Ben blog konusunda pek başarılı olduğumu sanmıyorum, önceden de dediğim gibi can sıkıntısını gidermek için yazıyorum çoğu zaman. Çok teşekkür ederim, okuduğunda yorumlarını beklerim Sunrise.

    Beğen

  3. Sen de çok iyi bilirsin ki kulağıma çalınan her şey hakkında bilgi sahibi olmak gibi pis bir özelliğim var. Yıllar yıllar önce yakın bir arkadaşım bu olayın ismini geçirdiğinde Marquis de sade’in kitaplarından okumuş, birkaç film izlemiş ve yüzeysel olsa bile az da olsa bilgi edinmiştim (: O zamanlar bu konudan sana bahsetmememin sebebi utangaçlık olarak alabilirsin.
    Beyne hükmetme meselesine gelirsek, kimsenin beynine tam olarak hükmedilemeyeceğini düşünüyorum pek sevgili ABM.

    Beğen

  4. Sevdiğim kitaplar hakkında yazmakta gerçekten başarısızım evet. Özellikle sevdiğim yazarlar konusunda objektif olamıyorum. Benden Kıyamet Gösterisi yorumu bekleyenler varmış ama Neil Gaiman gibi bir adam için yazacağım her kelime hayranlık dolu olacağından erteliyorum bunu.
    Edward meselesinde haklıyım, kimse bana karşı çıkamaz.
    Teşekkürler rumuzu çok uzun olan arkadaş.

    Beğen

  5. Vesile olan kitaptan şimdiden soğusam da bloğu keşfetmemi sağladığı için hoş oldu. Tam da kafa dengi biri, ne güzel. Edward’dan hoşlanmayan ve güçsüz kadın karakterleri paralayası gelen birini görmek… Gece gece neşem yerine geldi Bundan sonra takipteyim. Her önüne konanı yiyip, her kitabı beğenenlerden sonra temiz hava almak değişiklik olacak. Zira bu kadar beğeniden sonra ilk defa olumsuz bir yorum gördüm ve daha ayrıntılı olmuş. Okumam demem okurum kesin meraklıyım çünkü ama beğenmeyeceğim garanti. Kim kimin beynine hükmediyormuş deyip bir güzelde söverim okurken. Bütün bu pohpohlamaların fos çıktığına bir kere daha şahit olacağız anlaşılan.

    Beğen

    1. Hoşgeldin, diyeyim o zaman Pınar. Güçsüz kadın karakterlerden hoşlanmayan birilerini görmek benim de çok hoşuma gitti. Kitabı ben de okuyacağım ama sırf çeviri nasıl olmuş diye okunan bir kitap olacak.
      Yorumun için çok teşekkür ederim, geç cevap verdiğim için de kusuruma bakma.

      Beğen

  6. Diğerlerinde yazmıyorum çünkü bir çoğunu kapattım. Sözlükte neden yazmadığımı benden daha iyi biliyorsun zaten.
    Tespitlerinde haklısın, genel olarak güçsüz kadınları sevmiyorum ve evet, Christian tavrını değiştirmeseydi onu sevebilirdim.
    Amin, der yorumu bitiririm. Çok teşekkürler Teoman.

    Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s