İhtiras Çemberi- Virginia Henley| Blog yazarının romansla imtihanı

Gözlerinizi kapatın ve hayalinizde;  içinde muhteşem bir aşkın işlendiği tutkuyla dolu bir kitabı okuyan genç ve bekar bir kadın hayal edin. Gözleri yarı aralık, yüzünde hülyalı bir gülümseme, elinde kahvesi ya da çayı. Mutlu, umutlu, huzurlu.

Heh işte, o ben değilim.

Romantik hikayeler okurken neden kendimi kaybediyorum bilmiyorum ama her okuyuşumda çıldırıyorum. Gerçek anlamda çıldırıyorum, saçımı başımı yolasım geliyor. Kitabın içine girme durumu olsa ruhani güçlere elime bir el bombası verin diye yalvarırım. –Evet, ciddiyim– Sevmiyorum ben aşkla harmanlanmış, tutkuyla sarılmış, acıdan fiyonk yapılmış hikâyeleri. Türk dizilerini izlemememe sebebim de bu aslında. O kadar çok entrika yapılıyor ki bir süre sonra kafam karışıyor. Her neyse.  – E.L. James’in murmur’u varsa benim de herneyse’m var.

Söylediğim gibi romanslarla aram yok, bu yüzden iddialı bir şekilde ortaya çıkıp ben bu işin en iyisiyim, hepsini bilirim vs vs. demeyeceğim.  Zira İngiliz/İskoç vs tarihi bilgim savaşları ve siyasi politikaları kapsıyor. Adamlar nasıl giyinmiş, nasıl sevişmiş, gelenekleri neymiş bilmem.  Yorumu okurken bunları göz önünde bulundurun da sonra “Aaa ne demiş bu arızalı?” demeyin.

Okuduğum romansların birçoğu J. Mcnaught ve J. Garwood’a aitti. Karakterlerini ve hikâyeyi işleyiş biçimlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Romans, yazımı tehlikeli bir tür aslına bakarsanız, dozu ayarlayamazsanız hikâye sadece sevişilen bir hikâyeden öteye gidemiyor ya da ben cinsel gerilim üzerinden ilerleyen romanları sevmiyorum. Bilemeyiz. Şöyle bir gerçek var ki tavsiye üzerine okuduğum birçok kitapta karakterler beyinleriyle değil, cinsel organlarıyla düşünüyormuş gibi bir izlenim uyandırıyordu. Yakışıklı, güçlü, zengin, mükemmel erkek karakter ve çağa aykırı bir kadın karakter. Muhteşem ikili.

Şimdi inceleyeceğim, daha doğrusu üzerine birkaç lakırdı edeceğim kitap Koridor Yayınları’ndan çıkan İhtiras Çemberi.  Virginia Henley’in yazmış olduğu bu kitap türdeşlerinden birazcık farklı – en azından benim okuduklarımdan farklı –  kadın karakterimiz saf, masum, temiz vs vs . değil. Yani en başından beni sinir krizlerine sokmadı. Aslına bakarsanız, sağ gösterip sol vurarak bir hayli şaşırttı. Şöyle söyleyelim; kitap 9 yaşlarında bir kızın – uyduruyor olabilirim, yüksek ihtimal uyduruyorum– ,  40 yaşında bir savaş beyine –mareşal miydi?- aşık olup, zorla onunla evlenmesiyle başlıyor.

Eleanor Plantagenet daha küçük yaşında çevresindekileri yönetmeyi öğrenmiş bir karakter. Bu biraz korkutucu, biraz şaşırtıcı, biraz da gıcık bir durum.  Kitap hakkındaki yorumlara baktığımda birçok okuyucunun 9 yaşındaki kız çocuğu ile 40 yaşındaki bir adamın evliliğine olumsuz gözlerle baktığını görüp bir hayli güldüm. Hadi beni yanlış anlayın, pedofiliyi destekleyen bir insan olduğumu düşünün.

Çok normal bir davranış olur ama devam edip yazdıklarımın devamını okuma zahmetine katlanırsanız, size söylemek istediğim birkaç şey daha var. Okuduğumuz kitaplardaki erken evlilikler hakkında uzun uzun isyan ediyoruz. Öyle uzun isyanlar ki bazen okurken gözlerim yoruluyor.  Ortaçağda geçen bir hikâyede 40 yaşında bir adamın, küçük yaşta bir kızla olan evliliğine isyan edip; günümüzde 70 yaşında bir adamın, 12 yaşında bir kız çocuğuyla evlenmesine ses çıkarmayan insanlarız biz.

-Yıllara göre değişen yaş ortalamasına bir göz atalım, lütfen. Ne demek istediğimi anlayacaksınız-

Romanlarda gözümüze sokulan gerçeklere isyan edip, elimize gazete vs verildiğinde ya da televizyon kanallarında bu tarz haberlere rastladığımızda direkt olarak görmezden geliyoruz. Görsek bile elimizden bir şey gelmeyeceğini düşünüp susuyoruz ya da. İnternetin ve internet araçlarının dünyanın merkezinde olduğu şu dönemde, bu konu hakkında iki kelime etmememiz bana son derece gaddarca geliyor. Her neyse.

Sonuç olarak 9, Ortaçağ’a göre bile küçük bir yaş. Ortalama insan ömrünün 50’lerde seyrettiği göz önüne alınırsa bir kız çocuğunun evlenmesine en azından birkaç yıl var demekmiş. Geçelim bunları, Eleanor Plantagenet muradına erip,  güçlü mareşaliyle evleniyor fakat William – kocası- zorla evlendirildiği bu küçük kızla birlikte olmak gibi bir düşüncesi olmadığı ve hali hazırda serinin ilk kitabında anlatılan Jasmine’e aşık olduğu için çocuk gelini bir saraya aldırıp orada mükemmel bir şekilde eğitilmesini istiyor.

-Burada bir sürü ayrıntı vardı, aile soyları vs vs. Ciddi anlamda ilgilenmiyorum böyle detaylarla ama anladığım kadarıyla William’ın ailesi de oldukça köklü ve önemli bir aile.-

Ara bölümleri hızlıca saralım. Aradan yıllar geçiyor, Eleanor artık bir eş olmaya hazır olduğunu düşünüp saraydan ayrılmak istediğine karar veriyor vs vs. Karakterimiz tabi ki muhteşem bir kadına dönüşmüş durumda –aksini bekliyorsanız, bu kesinlikle sizin hatanız.– ve tüm güzelliğine karşın kendinden oldukça büyük ve yaşlanmaya yüz tutmuş kocasına sırılsıklam aşık. Evet sevgili okuyucular, eskiden sadakat denen şeye rastlanabiliyormuş. Şimdiki gibi çirkin ördeklikten, kuğuluğa terfi edince ilk önce sevdiğini unutan insan tiplerinden öte bu gibi kadınlar da varmış o zamanlar. Şimdi de vardır, en azından ben bir yerlerde yaşadıklarına inanıyorum.

Sonraki olaylar malum, William karısına âşık olmaya başladığını hissediyor ve ilk gecelerinde küt! Öyle küt değil, küt küt’ün küt’ü değil yani. Adam küt diye gidiyor hem de kızın üstündeyken, insanın yaşayacağı şoku hayal edebiliyor musunuz? Sevdiğiniz, yıllarca beklediğiniz adam içinizdeyken ölüyor.  Pek fena.

Eleanor’un annesi de azgın olduğundan, kızın adı çıkıyor tabi. Dedikoducu halk demediğini bırakmıyor kızcağız hakkında, o da vicdan azabından kendini kiliseye kapatıp bir şey yemini ediyor. – Evet, bir şey yemini dedim zira ne yemini olduğunu unuttum. Aç gözlü olmayacaktı vs vs. Aman çok lazım sanki, mantığıyla okuduğumdan unutmuşum hep buraları

Simon de Warrene. Nefes alıp verelim, bunu birkaç kez tekrarlayalım lütfen.  – Aslına bakarsanız, Google araştırmalarında çıkan Simon de Warrene hiç yakışıklı değil. Ben ilk gördüğümde “Peeh ben buna göz süzdüm kitabı okurken” demiştim. –  Nerede kalmıştım? Hah, Simon de Warrene hikayenin asıl karakteri fakat hikayeyi girmesi baya uzun sürüyor. Kızla karşılaşmaları için bir yüz sayfa kadar okuyoruz yanlış hatırlamıyorsam.

Şu tarz erkeklerden hoşlanırım, diyebileceğim belli tip olmadı hiç kafamda ama açıkça söyleyebilirim ki güç zaafım var.  Bedensel ve zihinsel açıdan, özellikle zihinsel açıdan güçlü erkeklerin etrafındayken kendimden geçebiliyorum. Simon de Warrene, tam olarak böyle bir karakter.  Bedenen muhteşem olmasını bir kenara bırakalım. O zeki, ne istediğini ve istediğini nasıl alacağını biliyor. Önünde duran tüm engelleri tek tek aşarken, arzularının kaynağını da her geçen an daha yakına çekebilecek kadar tehlikeli bir adam.

-Edebimi takındım. Kitapta bolca geçen el detayından hiç bahsetmedim farkettiyseniz, oysa ben bir fetişist olarak güzel eller karşısında kendimden geçebilirim. –

Uzun lafın kısası, Simon ve Eleanor birbirlerini buldukları an aralarındaki çekimi keşfediyorlar fakat her zamanki gibi kadın karakterimiz uzun süren naz yapma aşamasıyla hepimizi kendinden geçiriyor. Kitap sadece iki kişiyi konu almadığı, aşk hikayesi çevresinde dolaşırken dönemle ilgili hoş detaylar verdiği; saray entrikalarını bir güzel anlattığı için hoşuma gitti diyebilirim ama çok büyük bir beklenti içine de girmeyin. Zira bu tarzda birkaç kitap okumuşsanız sonlarının nasıl bittiğini, hikayenin nasıl geliştiğini tahmin edebilirsiniz. Bugüne kadar mutsuz bitenine rastlamadım şahsen. – Belki de istenen budur, aşka ve sevgiye inancın yok olduğu şu günlerde insanlar ihtiyaçlarını kitaplarla gideriyordur? Kim bilir.

Romans okumayı seviyorsanız, çekinmeyin okuyun derim. Bu işlerden hiç anlamayan ve romans okurken olaya anlam verebilmek için uzun uzun kafa yoran ben bile hoşlanmış sayılırım kitaptan.

Reklamlar

“İhtiras Çemberi- Virginia Henley| Blog yazarının romansla imtihanı” üzerine 2 düşünce

  1. Romans okumayı sevenlerdenim, bütün piyasayı alt üst etmiş, bütün kitapları okumamış olsam da birkaç fikre sahip olabilecek kadar okumuşumdur. İhtiras Çemberi benim için diğer romanslardan daha ağır, daha gerçekçi olmuştur. Olay zaten kurgu değil, tarihten alınıp kurgulanmış, bu tadı da verdi zaten. (Yazar diyeceklerini toparlamaya çalışıyor) Açıkçası kitabı okurken ara ara sıkılmama rağmen, bitirdiğimde ‘iyiymiş’ yorumunda bulundum. Romans türünde okuduğum neredeyse her kitaptaki erkek karakterlere aşığımdır ama Simon’ın daha farklı bir tarafı vardı. Bir Royce (Westmoreland), bir de Simon, gerisi yalan, eheh.
    Toplumsal konularla bağdaştırdığın paragraflara oldukça hak verdim, o dönemler için bu çok çok normal bir yaşken burun kıvırmalarını anlayamıyorum. Büyük ihtimalle de anlayamayacağım.
    Bir de Virginia Henley’nin ilk kitabı, the Falcon and the Flower’ı okuyup yorumunu merak ediyorum. Okuyup okumamayı sana bırakıyorum, okursan diye de yorumumu söylemiyorum, önyargı oluşmasın kafanda.
    Şapır şupur kisses from your little sister! (Özlemi dile getirmenin başka yolu)

    Beğen

    1. Westmoreland’ların yeri bende bile ayrı Ayça’m. Falcon and the Flower’ı geçen gün işlerden ancak fırsat bulup okuyabildim, vakti zamanında Hamide abla da önermişti onu bana en kısa zamanda yorumlayacağım.
      İyice hayırsızlaştınız, farketmiyorum sanmayın. Sıkıca sarılıp, kocaman da öpüyorum.

      Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s