Sabreden derviş : Itazura Na Kiss

*Dikkat! Ciddi anlamda uykusuzken yazılmış bir yazıdır.

Çekik gözlü efendilerden hoşlanmamam, anime izlemeyeceğim anlamına gelmez.

Messenger’da ne yaptığımı sorduğunda “Anime izliyorum” cevabını alan ve aldığı cevap karşısında düş kırıklığına uğrayan arkadaşıma verdiğim cevap yaklaşık olarak buydu. Beni tanıyanlar bilir fakat tanımayanlar için açıklama yapmam gerekirse, uzakdoğululardan pek hoşlanmıyorum. Daha doğrusu son zamanlarda patlak veren kore hayranları sayesinde tüm çekik efendilerden soğudum. Bir dönem herkesin converse giymesinden dolayı, dolabındaki tüm converseleri arka raflara kaldıran biri olduğumu söylersem, ne demek istediğimi anlarsınız sanırım. İnsan tipi olarak uzak doğululardan hoşlanmamamdan öte, hayranların azgınlığı yüzünden gelen bir önyargım da var.  Oysa ne severdim Jackie Chan’ı ben. Neyse

Şaka yapamamaktan vazgeçersem, bu yazıda hakkında zırvalayacağım şey bir anime.

Başlayalım.

Romantizm hiçbir zaman bana hitap eden bir tarz olmadı. Sanıyorum hayata fazla düz baktığımdan romantik filmlerin, kitapların ya da animelerin anlatmaya çalıştığı şeyi tam olarak kavrayamıyordum. Bir insana kayıtsız şartsız güvenmek ya da tüm varlığını ona adamak bana her zaman garip, hatta itici gelmişti. Aşk şarkılarını hiç söylemedim, aşk filmlerinde uyudum, aşkı konu alan animeleri ise hakaret kabul ettim. Bana göre romantizm/aşk, ana konuyu süsleyecek olan detaylardı. Bir kızın, bir adama aşık olup onun aşkı için didindiği bir animeden hoşlanacağımı bana daha önceleri söyleseler gülebildiğim tüm organlarımla gülüp; söyleyen kişinin sonsuz bir hayal gücü olduğunu iddia edebilirdim.

Şimdi, sadece başımı eğip hafifçe gülümsemekle yetinirim. Zira birkaç gün önce tam olarak öyle bir animeye rastladım. Dediğim gibi kore hayranları sayesinde sosyal ağlardan da, animelerden de soğumuş durumdaydım.  Uzun süredir anime izlemiyor, açık söylemek gerekirse animeleri aklıma bile getirmiyordum. İzleyebileceğim tüm animeleri izlemiş sayılırdım ve Tanrı aşkına benim izlediklerim zaten türlerinin en iyi örnekleriydi. Daha fazla izlemeye gerek olmadığı düşüncesine dört elle sarılmış, anime izlemek yerine beni bekleyen işlere odaklanmaya çalışırken takip ettiğim bloggerlardan birinin attığı tivit sayesinde rastladım Itazura Na Kiss’e.

Anime tipik romantik-komedi konulu animelere benziyor hatta afişini gördüğüm an bunun bir okul animesi olduğunu düşünmüş, iç geçirmiştim. Önyargılarla sevişen bir insan olduğumdan, animeden sıkılacağımı düşünüp izlediğim eski animelerden birinin klasörünü bile açmıştım altta. Sıkıldığım an ona geçeceğimi düşünüyor, kendi kendimi avutuyordum. Itazura Na Kiss’e gece yarısında başladım ve izlemeyi kestiğimde gün ışımıştı. Biri benim romantik bir anime için neredeyse hiç kımıldamadan oturduğumu ve gülmekten kıpkırmızı olduğumu görse eminim çok şaşırırdı.

Beni bu animeye çeken neydi hala bilmiyorum. Ana karakter Kotoko’nun katıksız salaklığı ve azmi olabilir.

İddialı bir biçimde söylüyorum ki bu karakter kadar salağına az rastlanır. Kotoko garip bir karakterdi, Pollyanna’nın evrim geçirmiş hali gibi demek istiyorum ama bunun ne derece doğru olacağından emin değilim. Zira o her şeye olumlu gözle bakmıyor, sadece istediği bir şey var. Kotoko aşkın beden bulmuş hali gibi, mantıksız. Evet, kızımız kelimenin tam anlamıyla mantıksız. Bir adamı tüm kusurlarıyla kabul edip, delice sevecek kadar. Hakaretlere katlanacak, yok sayılmayı sineye çekecek kadar mantıksız. Hikayenin ilerlediği ve evlendikleri bölümlerde bile süregelen kötü davranışlara “O beni seviyor” diyerek göğüs gerebiliyor.

Normalde bu tavırlar karşısında çileden çıkmam gerekiyordu ama yapamadım. Nedenini gerçekten bilmiyorum, bunda kızın aşırı derecede şirin olmasının ve erkek karakterin kusurlarının iyi bir biçimde yansıtılmış olmasının etkisi büyük sanırım. IQ’su yüksek insanların, bazı hislerden yoksun olduklarını ya da şöyle ifade edelim; Mantıklı olmaktan, mantıksızlığa yer bulamadıklarını gayet iyi biliyorum.

Kıskanmanın, başka bir insana mantıksız bir şekilde ihtiyaç duymanın ne olduğunu anlamak bazı insanlar için gerçekten zordur. Beyne bunu anlatmaya çalışırken, düşülen boşluk insnaı gerçekten sarsabilir. Gel gelelim başrolümüzün düştüğü durumda tam olarak bu, kendisinden zeka olarak çok geride olan ve onun yaptığı şeylerin yarısını bile yapamayan bir kıza aşık oluyor. Size çok kolay gelen bir işi bile yapamayan bir insan düşünün, zihniniz isteminiz dışında onu küçümsemez mi? Yıllar boyu küçümsediğiniz bir insana aşık oluyor, onu kıskanıyor ve bir gün sizi sevmeyebileceği düşüncesiyle mahvoluyorsunuz. Garip, acı, çekici.

Hikaye, Kotoko’nun okula başladığı ilk günden beri aşık olduğu Naoki’ye yazdığı mektupla başlıyor. Kotoko yıllar boyu onun seviyesine ulaşmak için didinmiş, dikkatini çekmek için çabalamış ama ne fayda? Noaki zekilerin olduğu A sınıfındayken, Kotoko aptalların sınıfı olan F sınıfında, çiftin aralarında uçurumlar var fakat hiçbir engel azimli bir aşığı durduramaz, değil mi? Kotoko da böyle düşünüp sevdiği çocuğa aşkını anlatan bir mektup yazıp, binbir umutla karşısına çıkıyor. Aldığı cevap şu:

“İstemiyorum”

Naoki öyle soğuk çizilmiş ki, başta bana itici bile gelmişti. Oeh odun, dedim ilk gördüğümde. Şirinlik abidesi kızımıza öyle odunca bir cevap vermesi, bilgisayar başında oturmuş kraker kemiren odunsu varlık bana bile itici gelmişti.  Sizin de anladığınız gibi erkek karakterimiz ormanlarda yetişen cinsten esaslı bir ağaç. Ağacın gövdesi ne kadar duygu belirtebiliyorsa, Noaki de o kadar belli edebiliyor. Neyse.

Kader bu, isterse koskoca evi 2 şiddetinde bir depremde bile yıkıverir, öyle çok dalga geçmeyeceksin kendisiyle. Şakacı kader, Kotoko’nun haline acımış olacak ki babasının “Çok dayanıklı” olarak tanımladığı evleri 2 şiddetinde bir depremde yerle bir oluveriyor. Şükür ki kızımızın babasının yardımsever arkadaşları var ve evet, birçoğumuzun tahmin ettiği gibi bu yardımsever arkadaş Naoki’nin  babasından başka biri değil. Sonuç olarak Kotoko ve babası, Noaki’lerin evine yerleşiyor ve böyle başlıyor hikayemiz.

Sizin ne tarz animelerden hoşlandığınızı bilemeyeceğim ama eğlenceli bir şeyler izlemek istiyorsanız, Itazura Na Kiss’i tavsiye ederim. Hatta buna kız animesi bile diyemiyorum zira zorla izlettirdiğim erkek arkadaşım bölümün sonunda kahkaha atmaktan yorgun düşmüştü. Zamanınız varsa mutlaka izleyin, pişman olmazsınız.

Reklamlar

“Sabreden derviş : Itazura Na Kiss” üzerine 5 düşünce

  1. Senin bu uykusuzluk halin ne olacak Sin =)) anime bende severim ama bunu izlememiştim, ben kısa yoldan gidip direk final bölümünü seyrettim. Gülmekten alamadım kendimi.Benim en sevdiğim animelerden birisi en son aklımda kalan hatta su bükücü/avatar. hatta zuka favorimdi.(tamam isimlerde benim aklıma gelmez kopya çektim kabul) Yaralı yüzüyle başka şeyler anlatıyordu sanki bana =)

    Beğen

    1. Allah sonunu hayretsin benim uykusuzluğumun Tuana (:
      Avatarı yeniden izlemek istiyorum ama finallenmiş animeleri bir günde bitirmek isteyen bünyemden korktuğumdan cesaret edemiyorum, ben de çok severdim Avatar’ı.

      Beğen

  2. Esas kızı sevimli bulmuşsun, sinirini bozma evresini geçmişsin, ne güzel ama ben parmaklarımı saçlarıma geçirip yolduğumu hatırlarım. Genel anlamda güçlü, mantıklı, kendi özünü içinde saklayan kadın karakterleri severim ve görmek isterim ama olay animelere gelince, bütün kadın karakterler mi salaktır? Neyse ki daha sonra güçlü kadın karakter arayışıyla animelere giriştim ve alnımın akıyla çıktım, çok güzel şeyler izledim, çok güçlü kadın karakterler gördüm.
    Bir de ben sana Nana’yı önermek istiyorum, yorumun ne olacak merak ediyorum… İzlemelisin!

    Beğen

    1. Dokunma ablanın pms romantikliğine (: Şaka maka kız cidden sinir bozucuydu ama animenin daha doğrusu çekik kardeşlerimizin doğasında var bu iyi kız sevimli ve salaktır modu. Ben ne izlediysem hep böyleydi, bir de Candy ve Sailor Moon’dan alışığım sanırım. Çocukluğum onlarla geçti.
      Nana’yı başkaları da önerdi de izlemeye fırsat bulamadım. Basketli birşey izliyorum şu an Kuruko muydu neydi öyle bir adı var.
      Ben animede güçlü kadın karakter aramayı geçtim ama varsa şöyle güzelleri, önerilere açığım ablacım

      Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s