Pijama-Terlik-Televizyon, Zengin Koca ve Fifty Shades of Grey

* Bu yazı sağlıklı zihinlere ağır gelebilir.

-Ağır saçma (Aslında böyle bir şey yok, ben uydurdum)-

 

Şu sıralar istikrarlı bir şekilde uyuyamadığım için yazdıklarım ne derece düzenli olur bilemiyorum. Zira düşüncelerim bile belli bir düzen içinde akmıyor, aynı anda birkaç farklı yere gitmeye çalışıyorlar. Şöyle söyleyeyim şu an bir yandan üstünde çalıştığım projenin hesaplamalarıyla uğraşıyorum, diğer yandan da blog yazmaya giriştim. Bu şekilde gidersem ben birkaç yıla kendimi geliştirip yapay zekadaki gibi adamcıklar yapmaya başlarım.İdeal erkekten önce kendime bir tane ağzına çakmalık Christian yapacağım, ay nasıl sinir oluyorum o adama. – Pms’in ikinci döneminde azılı bir erkek düşmanı oluyorum ben, yeni çağ amazonu gibiyim. Tek fark onun yayının, benimse mememin olması yoksa zihniyet aynı hiç sorunumuz yok o hususta-  Neyse, günümün ilk kısmını siyasi olaylar yüzünden başımı ağrıtarak geçirdikten sonra, ikinci kısmını “Allahım içimdeki elektirik süpürgesini çıkartmasan da motorunun soğumasına izin ver en azından” nidaları atarak kendimi yemeklerden uzaklaştırmaya çalışarak geçirdim. -Sadece tatlı değil, direkt iştahım açılıyor, evet :/ – Ve akşam olup üçüncü kısma geçtiğimizde  dışarı çıkacak halde olmadığımı keşfedip sabahlığımı üstüme geçirmek suretiyle pijama terlik televizyon modunda kumandayı taciz etmeye karar verdim. -Batının en hızlı zap yapan kadınıyım-

Show Tv’de garip bir program başlamış, şovlar iyi gibiydi ama o sunucular ve diğer oturan insanlar ne öyle? Her şeye sinirlenen bünyem bunu kaldıramayacağını düşündüğünden o kanalı çabucak geçerek, Star’a geldim.  Acun Ilıcalı Star Tv’ye geçmiş, Show Tv de o yüzden öyle dangalak bir program koymuş meğer (bkz: nasıl da anlarım) Neyse,  Yetenek Sizsiniz’i sırf Sergen için biraz izledikten sonra  – ailecek Sergen’e büyük sempati besleriz zira babam kendisinin en sıkı fanı, hani fangirl denen saçma sapan bir bıdı var ya hayran oldukları adamları görünce çılgına dönen kızları anlatıyormuş bu bıdı. Babam bir nevi Sergen’in fangirl’ü,  adamı kolundan tutup “Baba ben bu adamla gizlice evlendim” desem, belki yüzüme karşı iki üç bağırır ama içten içe zafer çığlıkları da atar hani. Çok fena sapıttım, değil mi? Merak etmeyin, bünyeye çay takviyesi yapıyorum birazdan geçer–  Acun’u kapattığımda televizyonun benimle iyi anlaşamadığına karar verip kendimi sadık yarim bilgisayarımın başına attım.  Yanımda sarılacak biri olsaydı, gidip bilgisayarla uğraşır mıydım falan demiyorum. Uğraşırdım! Belirttiğim gibi amazon modundayım, hatta kafamın içinde fon müziği olarak da Skyrim’in ost’u Dragonborn çalıyor.

Almışım sütümü elime, siteler arasında bir peri kızı salınıyorum derken… – Şimdi arkamdan biri gelip  zank diye kafama bir tava filan indirse de bayılsam iyi olur aslında, hakikaten uykusuzluk beynime vurmuş. Peri kızı gibi salınmak ne yahu?–  Nerede kalmıştım? Hah, derken Ebru Gündeş’in kocasıyla olan hediyeleşme mevzuuna rastladım. Ben Ebru Gündeş’i “Akıllı ol, senin aklını alırım şerefsiz” şarkısıyla ve geçirdiği rahatsızlıkla hatırlıyorum. Kadın meğer gitmiş, milyarder adamla evlenmiş. Çocuğu olmuş fişmekan. Şimdi şöyle kıskandım böyle kıskandım demeyeceğim zira hediye kabul etmeyi becermeyen bir insanım ben, bir de üstüne aşırı pintiyimdir. Adam gelse bana “Sana yalı aldım” dese, etrafıma hayali çiçekler saçıp kucağına atlamak yerine “Bir sürü masraf” moduna girebilirim. – Öyle de salağım işte– Onun yerine gitsin bana IKEA’dan saksı alsın, beyaz büyük olanlardan. – İKEA’nın o çiçek/saksı satılan yerine gidip çadır kurasım var. Kuş sesi filan veriyorlar arka fonda güzel kokular vs derken, saf saf geziniyorum ortalarda

Her neyse.

Bu Ebru Gündeş’in kocasını görünce aklıma direkt olarak kim geldi tahmin edin bakalım? Hadi hadi, bekliyorum! Christian Grey! O da Anastasia’ya araba, bilgisayar, telefon, orijinal baskı kitap vs alıyordu ya oradan çağrışım yaptım. Yaptığım gibi de süründürerek okuduğum kitaba geri döndüm. Amacım kitabı bir an önce bitirip gelip sizlerin başını şişirmek. Bitirdim mi, bitirdim.

Bünyemin “Sıkıldım, atla!” isyanlarına rağmen –hayır, benim ki koltuğun altına girmiyor ya da kaşlarını çatıp bana bakmıyor. İçimde tanrıça olduğunu da sanmıyorum, belki pitbull filan vardır. Son zamanlarda elektirik süpürgesi/tazmanya canavarı karışımı bir şey de var ama normal boyutlarda değil, bir mamut kadar iri. – inatla kitabın tamamını okudum. Dil, biraz kurtarmış. Buna itiraz edemem ya da orijinali kadar kötüydü diyemem, bu çevirmene de büyük haksızlık olur ama kitap hakkında düşüncelerim hala aynı. Yani ekmeği ne şekilde keserseniz kesin, ekmek yine ekmektir. – Acıktım, evet. Birazdan da kalkıp giyinmem gerekiyor aslında-

Hani ben bu kitap hakkında uzun uzun vıdı vıdı yapmıştım ya, millet özenecek şöyle yapacak böyle yapacak diye. Birileri kalkıp bana yok efendim, sen fazla kuruntulusun demişti. –Hadisinler oradan– Ne oldu, bilin bakalım. Bundan yaklaşık olarak 15 gün önce benim çevremin ne denli geniş olduğunu bilen bir kızcağız; bana gelip yazdığım blogların – evet, blog canavarıyım. Dört farklı rumuzla yazıyorum- herhangi birinden BDSM’le ilgilenen birini tanıyıp tanımadığımı/ üye olduğu birkaç forumda ne yapacağını bilmediğini, bu konuda önereceğim şeyler olup olmadığını sordu.  Hayalet görsem o kadar şok olmazdım herhalde.

Karakterimde bana en çok zarar veren şey fazla düz bir insan oluşum oldu. Bu her zaman böyleydi, ben hemcinslerime oranla fazla düz bakıyor. Çok daha analitik düşünüyordum. Romantizmle alakam hiç olmadı, mum ışığında sevgilimle oturup bir şeyler yemek istemedim, hayal de etmedim. Yemeğe böcek konar mı vs diye düşünüp, duvarlardaki gölgeleri incelerim muhtemelen. Bok olur o romantizm, zaten genelde nerede kalas var gidip onu buluyorum ben. Titanik izleyip “Ben Jack olsam kıza az kay derdim” deyip gülüyoruz filan. – Şimdi aklıma geldi, Rose evlenmiş miydi sonradan? Evlenmişse ona buradan tükürüklerimi saçıyorum- Anlayacağınız ben gelip tavsiye istenecek son insanım.

Oy Allahım sen konunun sonunu getirmeme yardım et. İşin aslı şu; bu kızımız “Bay Grey gibi adam istiyor, evlenecek onunla.” Şimdi sevgili okuyucular, kitabı sevenlerden yeniden özür diliyorum ama YOK ÖYLE BİR ADAM! Olsa da evlenilmez arkadaşım, adam zengin anladıkta. Zenginliği o kadar göze sokuluyor ki bir süre sonra “O paraları en müsait yerinize sokunuz lütfen” tepkisi vermek geliyor insanın içinden. – Benim içimden geldi, en azından. Bir nevi Yaşar Ustayım şu an “Bak beyim, sana iki çift lafım var.Koskoca adamsın.Paran var, pulun var, her şeyin var.Binlerce kişi çalışıyor emrinde.Yakışır mı sana el kadar Anastasia’nın peşinde …..” Neyse (:

İlk yazıda da dedim, benim derdim kitapla değil. Aşk romanlarını okuyacak tarzda bir insan olamadım ben hiç, versinler bana epik fantastiktir vs kendimi kaybedeyim onlarda ben. Kafamda savaşlar olsun, kahramanlara aşık olayım ama hiç sevişmeyeyim vs. Neyime benim aşk, aşık olunca güzelim karakterler şamar oğlanına dönüyor sinirleniyorum. Yine neyse, bu son neysem.Konuya geliyorum. -Geldim-

Grinin Elli Tonu, içine BDSM ögeleri sepriştirilmeye çalışılmış -büyük ölçüde başarısız olunmuş- vasat bir aşk romanı ve biz örümcek adam izledikten sonra kendini balkondan atan bünyelerin yaşadığı bir ülkede yaşıyoruz. – Şimdi kimse bana “Hayır efendim vs demesin, çocukluğumun büyük bir kısmını babamın bana unicorn almasını bekleyerek geçirdim. Hain adam- pek muhterem babacığım- beni unicorn alacağı masallarıyla kandırıp evden çıkıyordu her sabah. Her akşam kapının önünde unicorn beklerdim ben. Ayrıca bir de dizilerden özenip bilmemne saç modeli yapanlar var. Neydi o dizi, hani Sultan Süleyman’ı rezil ediyorlar. Muhteşem Yüzyıl mıydı? Ondan özenip Hürrem saçı, başı, kıçı yapanı / Sultan Süleyman’ın hiç iş yapmayıp tüm gününü odasında kadın şey ederek – terbiyeliyim canım– geçirdiğini sanan bünyeler gördüm ben, itiraz etmeyin. Çok fena carlarım ( Bir de çirkef, ay evlerden ırak bir insan portresi çiziyorum şu an)– Hadi ülkeyi geçelim, belli yaşlarda daha doğrusu belli olgunluğa erişememiş her dişi bu romanı okuduktan sonra, vasat bir aşk romanı olarak algılamayıp kızımızın hissettiği zevki tatmak isteyecektir. – Gidin o parklardaki demir şeylere tutunun, hani üst kısmı merdiven gibi oluyor çocuklar tırmanıp geziyorlar vs. Orada yarım saatten fazla asılı durabilirseniz, en yakınınızdaki kişi sizi alnınızdan öpsün. Kol kası denen bir şey var yahu, inim inim inletir insanı o asılı kalmak – İlk kitapta zihinlerimize özenle işlenen dominant erkek Christian gibi bir erkek de isteyecektir, birbirimizi kandırmaya çalışmayalım. Ben birazcık daha az detaycı bir karaktere sahip olsaydım, ben de isterdim fakat insanların hatalarını/zayıflıklarını bulmaya çalışmak ve olayları  parçalayarak sonuçlarını düşünmek  gibi kötü bir özelliğim var. Aşka, duyguya vs odaklanmam çok zor oluyor.

Beni endişelendiren şey, dominant insanların veya jargona göre efendilerin, Christian Grey’e hiç benzememesi. Nereden biliyorsun?, diyeceksiniz. Çevrenizde bu tarzda hiç insan olmasa bile , internette yaptığınız küçük bir araştırmayla -ki küçük yaştakilere gerçekten önermiyorum- işin gerçek yüzünü görebilirsiniz. Ha, hepsi sadist değil hatta aralarında fiziksel olarak küçük olaylar dışında hiçbir şey yapmayanları da var. Tamam, o konuda tek kelime edemem. BDSM ucu bucağı olmayan bir alan, aslına bakarsak bunu BDSM’le sınırlamayalım her şey böyle. Bu işi zihne hükmetmek olarak göreni ve buna göre davranına da var, karşılıklı anlaşmalara dayalı olarak partnerinin cılkını çıkartanı da. Herkes onu kendi gözlerinden görüyor fakat…Fakat benim anlatmak istediğim bu değildi. Uykusuzluk, dikkatimin kısa sürede kaymasına sebep oluyor. Benim endişem, Grey’e aşık olup chat sitelerinde ya da farklı platformlarda dominant arayışına girilebilecek insanlar olması. Yaşı büyük insanlara karışamam da bu kitabı okuyacak ergen kızlarımızın böyle maceralara atılmak istemeleri beni gerçekten korkutuyor. Hazır olmayan bir bünye için itaat sarsıcı olabilir, ardında derin izler de bırakabilir. Nette dolaşan ve kendini efendi olarak tanıtan bir çok sadist var zira. Dikkat edin efendi/dominant demiyorum, acı vermekten hoşlanan tipler.  BDSM’in mantığıyla alakası olmayan insanlar, efendi olanlar değil. Sapkın olanlar. İnsanları kandırmanın ne kadar kolay olduğunu, hele de kendini buna hazırlamış bir beyni etkilemenin ne kadar kolay olduğunu bilemezsiniz.

Başından beri bu kitap hakkındaki tüm söylediklerimin sebebi bunlardı. Yoksa kitapla bir zorum yok, alt tarafı gereksiz yere abartılmış sıradan bir aşk romanı. Çevrede o kadar çok örneği var ki dikkate almaya bile değmez ama benim korktuğum BDSM’i kitapta anlatılan şey sanıp, efendi arayışına girecek ve ardından cahil ve acı vermeye odaklı, kendi zihnini bile kontrol edemeyen adamların eline düşebilecek insanlar. Kimseyi salak yerine koymuyorum ya da ben çok akıllıyım vs de demiyorum. Ortada hormon denen bir durum var ve onlar devreye girince insan gerçekten mantıklı düşünemiyor. Pegasus’un bu seriyi tanıtırken “Porno” kelimesini kullanmaması ve Yetişkin İçerik uyarısını kitabın ön yüzüne koyması gerekiyordu.

Notlar:

*Türkçe hali de en az orijinali kadar sıkıcı bir kitaptı benim için, gerçekten uzak geldi. İşin detayına fazla daldığım için karakterleri de gerçekçi bulamadım açıkçası. Türkçe okurken daha bir benimsiyor insan.

* Kitabın kapağını daha kalın- doğru kelimeyi bulamadım, daha sert de olabilir- yapsalarmış, daha iyi olurmuş.

*Orijinal kapağın kullanılmasını sevdim, kapaklarını seviyorum bu serinin.

* Ve evet, bunu yazmamak için dirensem de birkaç mailin sonunda eklenen “Ana’n” “Ana’nız” kelimeleri salakça gülmeme neden oldu. Hani ergenliğimi atlatamadım ehe mehe diyeceğim de, geçen günkü izlenimlerime bakılırsa ergenler daha farklı şeylere gülüyor – anlayamıyorum- Ben sanırım 9-10 yaş civarında kalmışım, o aralarda takılıyorum.

Sevgiler-Saygılar.

 

Saatler sonra, son okuma yapıldıktan sonra gelen yorum:  4günlük uykusuzluk, iyi kafa yapıyormuş. Bugün bunu gördük ama merak etmeyin, az önce birkaç saat kestirdim öyle geldim. Birkaç gün zırvalamam. Bu arada sizlere önerim BDSM hakkında yazılar yazıp, Tumblr da abuk subuk insanları takibe aldıktan sonra yatıp uyumayın.Testereye meydan okuyabilecek güçte rüyalar görebiliyor, rüyanın en kritik yerinde kendinizi uyandırınca da “Valla film çekmişim iki saniyede” diyebiliyorsunuz.

Yazılış saati: 04-45 – 05.16

Reklamlar

“Pijama-Terlik-Televizyon, Zengin Koca ve Fifty Shades of Grey” üzerine 4 düşünce

  1. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine daha yeni aldım kitabı ama BDSM içerikli olduğunu bilmiyordum ben. İtaatmiş,köleymiş,efendiymiş haz etmem böyle durumlardan ki, senden site tavsiyesi istediklerini söylüyorsun.Bu neyin kafasıdır yahu senin dediğin gibi çok tehlikeli noktalar bunlar.Bir kitap okuyupta hala beyaz atlı prensin! geleceğine yada çeşitli arayışlar sonucunda bulacağına inan nesil kaldı mı? Hala var mı? Böyle hayalperestler.Durum vahim o zaman, vahimden de vahim hemde.

    Kitabı okuduktan sonra yorum yaparım,Söz veriyorum senden site tavsiyesi istemeyeceğim =) Hey Allah’ım ne günlere kaldık.

    Beğen

    1. Site tavsiyesi istemediler de sitede nasıl davranacaklarını söylememi mi istediler. Sorun şu ki sanıyorum çevrelerindeki en itaatkar yaratılışlı olmayan insan da benim (:
      Yazıda da dediğim gibi olgunluğa erişememiş o kadar çok insan var ki şaşırıyorum onları gördükçe.
      Yorumunu merakla bekliyorum Tuana, bakalım sen nasıl bulacaksın kitabı (:

      Beğen

  2. Nihayet bitirdim şu meşhur! kitabı. Alelade kitaplardan biriydi bana göre.Hiç bir özelliği yok.Sonlara doğru sıkıldım bile diye bilirim.Kitaptaki şu e mailleşme olaylarına güldüm,birde en sonunda esas kızımız esas oğlan tarafından kemerle dövülünce içindeki tanrıça nirvanaya ulaşıp tavan yaptı, aklı başına geldi zavallının.Kitaptaki kurgu,karakter tahlilleri,olayların işleniş tarzı çok basit ve yavan kalmış bana göre. Esas oğlanın derdi ne onu bir türlü öğrenemedik.Diğer kitaplar alınsın diye yapılan taktik tabide bende pek işe yaramadı.Olmayan merakım iyice yok oldu. 2. ve 3. Kitapları alacağımı hiç sanmıyorum. Hatta okuduğum kitabı alacak olan arkadaşıma ‘’Sakın alma bendeki kitabı sana hibe ederim’’ bile dedim.

    Bu kitapla ilgili son olarak diyeceğim; kuru gürültü abartmaya gerek yok.

    Beğen

    1. Bu kitapla ilgili bir önceki yazımda ben de abartılmış bir kitap olduğunu söylemiştim. Yazar -denebilirse- hayran hikayesi olarak başlayıp, okuyucuların isteklerine göre şekillendirmiş hikayeyi. Bu göz önüne alındığında ff okuyucularının libidolarının ne halde olduğunu tahmin edebiliyor herkes zaten. Tamamen cinsellik ve ikinci sınıf bir aşk hikayesi üzerine kurulu bir kitap FSoG.

      Tanrıça konusuna hiç girmeyelim, ilk okuyuşumda da Türkçe olarak okurken de bir hayli gülmüştüm ben o meseleye.

      Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s