Sinir bozmak için birebir; Nana

Okuduğum tüm yorumlar ve dinlediğim tüm insanlar beni aynı kapıya sürüklemeye çalıştılar. Nana harika bir anime, öyle harika ki izledikten sonra etkisinden kurtulamayacaksın.

Tamam, diyordum. İzleyeyim madem de ben de gireyim bir etkiye, bakalım neler olacak ama bir türlü vakit yaratamıyordum Nana için. Araya filmler, kitaplar, araştırmalar, projeler hatta başka animeler giriyordu. Lafın özü, elim bir türlü gitmedi Nana’ya. Meğer bu evrenin “Yapma kızım, yapma yavrum kafadan çatlaksın sen. Sinir hastasısın, gidip anime karakterine öfkelenirsin. ” deme şekliymiş de ben anlamamışım.

Neyse, duygu ve düşüncelerimi az sonra fazlasıyla öğreneceksiniz zaten. O yüzden çemkirmeye başlamadan önce animeyi birazcık anlatayım da yazık olmasın zira benim sinirden delirdiğim anları çıkartırsak anime gayet güzel bir anime, sonunu izlememiş sadece okumuş olsam da. Sonunun da sevdiğim sonlardan olduğunu söyleyebilirim. Kitap dünyasındaki beyaz diziler gibi daima mutlu biten kurgulardan pek hoşlandığım söylenemez. Sabun köpüğü gibi olmalarındansa, insanın ağzının ortasına çakıp öylece bırakmalarından daha çok hoşlanıyorum sanırım.

Anime, gerçekçi bir şekilde işlenmiş. Bunu başta söyleyelim. Kızaran karakterler, liseliler ya da pembe kalplerle süslenmiş aşklar yok. Her şeyi bir kenara bırakır ve tarafsız bakmaya çalışırsak bu animenin gri tonlarından oluşan bir anime olduğunu söyleyebiliriz. Karakterler siyah ya da beyaz diye kutuplaştırılmamış.

Hepsinin iyi yönleri olduğu gibi, kötü yönleri de var.  Belki de bu kadar gerçekçi olmasının asıl nedeni bu. Gerçek hayatla olan tüm bağlantıları, ayrıntıları ve hikayenin gerçekliğini boşverelim. Hangimizin belirli bir rengi var şu dünyada? Tamamen iyiyim ya da kötüyüm, diyebilecek bir insan var mı?

Ben buna inanmıyorum, cidden inanmıyorum.  İnsanların iyi ya da kötü olduklarını belirleme şeklimizi de sevmiyorum açıkçası. Etiketlemeye fazla meraklıyız. Değer atfedip ardından hayal kırıklığına uğramaktan ya da her şeye önyargıyla yaklaşıp önümüzdeki fırsatları kaçırmaktan zevk alıyoruz sanki.

Anime iki farklı kadını odak alıyor. Osaki Nana ve Nana(Hachi).  Osaki Nana, aykırı tarzı, elinden düşürmediği sigarası, makyajı ve piercingleriyle tamamen umursamaz bir görüntü çizerken; Hachi’yle yanyana geldiklerinde sert, güçlü ve aldırmaz olan Osaki Nana’nın yanında düşünceli ve iyilik timsali gibi duran Hachi yüzünden Nana iyice sert bir karakter olarak algılanıyor.

Karakterler öyle güzel tasarlanmış, insanlarda oluşturulmak istenen düşünce öyle güzel verilmiş ki Osaki Nana’nın omuzlarının çöktüğü, endişelendiği, yalnızlığın dibine vurduğu anları gördüğünüzde siz de dibe çöküyorsunuz.

Bu gerçekçi bir anime. Zorunlu ayrılıklar, aşk acıları, pişmanlıklar, yapılan hatalar, ısrarla yapılan hatalar, korkular, umutlar, arkadaşlık, sevgi.  Hayatımızda bunların hepsi yok mu? Hayatlarımız rengârenk değil mi?

Animeyi sevmeme nedenim olan diğer Nana, nam-ı diğer Hachi ise tipik bir ilgi manyağı. Animenin başından sonuna sizi sinirlendirebilecek bir şeyler yapmayı beceren karakter hakkında detaya giremeyeceğim zira bu oturup size tüm bölümleri anlatmamı sağlar.

Josei başlığı altında kategorilenen ve ostlarıyla dikkat çeken anime hakkında söylememiz gereken son şey ise manganın yaratıcısı olan Ai Yawaza’nın hastalığı yüzünden manga ve snimenin yarım kaldığıdır.

 

Reklamlar

4 thoughts on “Sinir bozmak için birebir; Nana”

  1. Sayende yeni yeni şeyler keşfediyorum 🙂 gözüme JOSEİ takıldı ve araştırim dedim ne demektir bu josei ve aynı tarz birkaç filminde listelendiği bilgilere ulaştım .

    Beğen

    1. Ne güzel olmuş (: Ben daha çok samuraylı – türün ismini unuttum, seinen diyesim geliyor ama değildi – animeleri seviyorum hatta vakit bulabilirsem yeni bitirdiğim bir animeyi anlatacağım blogda. Seveceğin şeyleri tanıtabiliyorsam ne mutlu bana (:

      Beğen

  2. Önerenlerden biri de bendim sanırım, senin yorumunu da merak ediyordum açıkçası, söylemiştim. Hachi genelde sevilmeyen bir karakter, ben animeyi izlerken pek bir şey hissetmemiştim -kötü manada- ama son bölümlere doğru Hachi bana olgunlaştı gibi geldi, sessizleşti, sakinleşti. Belki şuan bunu düşünmem animeyi izleyeli bir sene olmasından kaynaklanıyordur, ama ben her zaman Osaki’nin güçlü görünüp içinde kırılgan bir insanı barındırdığını, Hachi’nin deli dolu gözüküp içinde güçlü birini barındırdığını düşündüm. En azından böyle düşünmek istedim. Anime çok olmamış bitti benim için, belki çok sevdiğimdendir, bilemiyorum. Ama sonra mangasından aldığım bir spoiler ile tamamen yıkıldım, ruh gibi dolandım etrafta, iyi ki animeye çevirmemişler dedim. Senin aksine kitaplarla, filmlerle vs çok güçlü bağlar oluştuyorum, çok da etkileniyorum bu yüzden.
    Ayrıca o spoilerı vermezsem çatlarım; Rin ölüyor. (Güne güzel başlıyorsun)

    Beğen

    1. İlk Büşra ablan, ardından sen söyledin ya da tam tersi. Net olarak hatırlamıyorum, sizden sonra sözlükten bir arkadaş önerdi. En sonunda dedim ki, izleyeyim bari.
      Ben Hachi konusunda senin gibi düşünmedim kuzucum, nedendir bilinmez. Belki son bölümleri izlemediğimdendir ama o hamile kalıp Nobu’ya, Nana’ya sırt dönmesi fena halde kızdırdı beni.
      Rin için de Allah rahmet eylesin, diyorum ne diyeyim (:

      Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s