Paradise Kiss

Uzun süre uyumayıp akşam 00:00’da yatarak düzene girmek isimli projemin ortasından herkese merhaba!

Blog, film/dizi/albüm yorumladığım sitede yazan arkadaşlarım tarafından keşfedildiğinden – çok dertliyim bu konuda- ciddi ciddi yazayım burada da, diyordum ama bloğu açtığım anda cıvıtıyorum nedense. Bir neşe geliyor üstüme filan. Ya da uykusuzluktan iyice sapıttım.

Neyse.

Ai Yazawa’nın mangasından uyarlanan bir diğer anime Paradise Kiss’i izliyordum iki gecedir. Anime 12 bölümcük, aslında bir gecede biter ama ben izlediğim savaşçı animesine ağlarken kendi kendimi incitmeye başladığımda bu animeyi izlemeye başladığım ve ardından işlerle ilgilenmek zorunda kaldığım için ikinci geceye sarkmak zorunda kaldı.

Yanlış hatırlamıyorsam 2005 yılında yayınlanan anime josei türünde ve internette araştırdığıma göre mangasını birebir yansıtıyormuş. Çizimler vs konusunda pek bir şey diyemeyeceğim zira uzun zamandır anime izlememe rağmen hiçbir zaman teknik terimleri ezberlemedim. Hatta şöyle söyleyeyim, insan 10 yılı aşkın süredir anime vs izlerse dile aşina olur, değil mi? Ben hala ilk defa anime izleyen birinin verdiği tepkileri verip karakterlerin her bağırışında ya da –iya gibi uzatmalar yapışlarında keh keh gülüyorum.

Önemli not: Annenize anime filan izletmeyin. Hoşlarına giden kelimeleri ezberleyip, sizi canınızdan bezdirebiliyor ya da yemek yerken boğulma tehlikesi atlatmanıza neden olabiliyorlar. Kadın en son benim blogda görüp Itazura Na Kiss’i izlemiş. Arasıra  “Irıe-kun –daha doğrusu Iryeekuuu-  gibi tepkiler verip kahkahalara boğulabiliyor. Kızın adını da Tokoko olarak değiştirdi.

Nana’nın çizimleri güzeldi. Daha doğrusu karakterlerin çizimleri hoşuma gitmişti ama burada beğendiğim bir karakter olmadı. İzlerseniz siz de iki anime arasındaki farkı anlayacaksınız şu an doğru kelimeleri bulamıyorum, bulamadığım için de içten içe deliriyorum.  En iyisi ben size kısaca konuyu anlatayım.

  • İzlerken küçük notlar tutmuşum.

Yukari çalışkan, derslerinden başka bir şeyi düşünmemeye çalışan ve okulda hoşlandığı çocuğa bir türlü açılamayan kendi halinde bir genç kızdır. Bir gün yolda yürürken, kaşında çengelli iğne olan sarışın bir adam – kaşa çengelli iğne takılır mı ya? Aykırılığında sınırları var.- kızımızın peşine takılıp tabiri caizse kızın ödünü patlatıyor.

Bu arada bir kovalamaca sahnesi görüyoruz. Kız onu kovalayan çengelli arkadaştan kaçarken, lila rengi saçları olan dev gibi bir kadına çarpıyor ki çekik arkadaşlarımızın fazla uzun olmadığını düşünürsek kadın gerçekten uzun. Bu sırada benim not aldığım hoş bir iç ses varmış. Kız yakalandıktan sonra “Sevgili Tanrım, bunca sene düzgün bir şekilde yaşadım. Buna bana nasıl yaparsın!” gibi bir şeyler söyleyip beni güldürmüş.

Sık sık şu hale gelmelerinden bahsediyorum işte, bunu sevemedim hele o George. Allahım nasıl itici oluyordu bu haldeyken

Neyse, Yukari eninde sonunda onu kovalayanların amaçlarının kendisine bir teklifte bulunmak olduğunu öğrenip macerasına ya da geleceğini değiştirecek olan seçime doğru ilk adımı atıyor.  Yukari’yi kovalayanlar ünlü bir sanat okulunun moda bölümünde öğrencilik yapan gençler ve bir defileye hazırlanıyorlar. Kızımız uzun boylu ve düzgün fizikli olduğu için onu gözlerine kestirip, iş teklif ediyorlar falan fişman. Sonra da olaylar gelişiyor.

Bu animede öyle çok etkilendiğim bir karakter olmadı. Nana da Osaki Nana’ya derin bir sevgi besleyip, diğer Nana’dan nefret etmiştim. Burada kimseyi sevmedim, nefret de etmedim. Öyle nötr bir şekilde izledim animeyi.

Söylemeden geçmeyeyim, ilk bölümde Yukari’nin otobüste okuduğu J.D Salinger- The Catcher in the Rye detayı gerçekten çok hoştu.

Kötü bir anime değil ama Türkçe altyazı yerine İngilizce altyazıyla izlemenizi tavsiye ederim. Ben indirmedim, başka bir altyazı var mı bilmiyorum ama turkanime.tv’deki alt yazı pek iyi değildi. Ota püsüre takıldığım için sıkça sinirim bozuldu. Google Translate kokusu aldım nedense.

Reklamlar

“Paradise Kiss” üzerine 2 düşünce

  1. Aynen, tam olarak benim de düşündüğüm bu. Belki animenin bu kadar kısa oluşundan ve Nana’dan o derece etkilendiğimden bu animenin karakterlerini tam benimseyemedim bitirdiğim zamanlar. Mangasını okuyunca biraz daha benimser oldum ve sonu oldukça buruktu benim için.
    Türkçe fansubları iyi değil, evet, ben de İngilizce olarak izlemiştim.
    Bu animeyi izledikten sonra ben de birkaç şey karalamıştım kendimce bloguma, şimdi baktım da, Yukari’nin seiyuusunun (seslendiricisi) sesi çok banel, sıradan, boğuktu sanki. Müthiş replikleri çok boş söylüyordu, deli ettiğini hatırlıyorum.
    Ayrıca josei’den farklı olarak shojou türünde Toradora’yı da öneriyorum. Ayrıca UraBoku isimli başka güzel anime daha var, şiddetle öneririm!

    Beğen

    1. Başka bir konu olsaydı, ben yaşlıyım bilmem seiyuu filan der. Yaşlılığa sığınırdım ama bu konularda olmuyor tabi (:
      UraBoku’yu izledim, taslakta yazısı bile vardır. Toradora’yı da listeye aldım bakalım. Teşekkür ederim ablacım.

      Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s