Grey, Emerson, Cross vd.

 

Son zamanların modası erotik romanlar.

Yayınevlerini takip edenler varsa, yemeyip içmeyip erotik-romantik kitaplar çıkarıldığını farketmiştir zaten. Bunlar hep benim yere göğe sığdıramadığım Tonton serisinin başının altından çıkan işler biliyorsunuz . E okunuyor ki insanlarda yeni kitaplar çıkartma peşine düşüyor, diyorsunuz değil mi? Haklısınız.

Çünkü zaman ne kadar ilerlerse ilerlesin, tas da aynı, hamam da. Kadın milleti olarak muhteşem erkek tanımımız pek değişmiyor.  Yakışıklı-Zengin-Güçlü- Fiziği Düzgün (Üçgen vücut, bolca kas, uzun boy)-Yatakta çok iyi- Sevince yavru köpek haline gelen ve sevdiği kadın için her şeyi göze alabilecek erkekler vazgeçilmezimiz. Romantik furyanın anneannelerinden olan Barbara Cartland’ı bilir misiniz? Romanlarındaki erkek karakterleri? Centilmen ve her ne olursa olsun istediklerini elde eden şu lordlar hani

Ya da şöyle soralım, romantik olarak sınıflanan kitapların kaçında erkek karakterimiz tüm bu özelliklerden mahrumdur? Göstereceğiniz örnekler bir elin parmaklarını geçmez, çünkü öyle adamlara her gün rastlıyoruz. O tarz adamlar –güzel özelliklerden mahrum, normal adamcıklar- fantezilerimizi süslemiyor, süsleyemiyorlar. Sokakta görebileceğimiz adamları neden hayal edelim ki, değil mi?

Romanlar beynimizi uyuşturuyor, öyle ki gerçek hayatlarımızda bize yapılsa kıyameti koparacağımız şeylerin hayalini kurar hale geliyoruz. Saçma sapan şeylere gülümseyip iç çekiyor, öyle bir anımız olsun istiyoruz. Hayatında 1km koşmamış, ya da alışveriş torbası dışında ağırlık bile kaldırmamış olan bir kadın Bay Grey gibi bir adam hayal ediyor.  Adam onu iplere asınca da Cüneyt Arkın’ın gaza gelip kolunu kopardığı sahnede sallanan kol gibi sallanır kolları herhalde.

Romantik seriler uyuşturucu gibi, saçma sapan görünen ve başta kahkahalarla güldüğümüz şeylere bağımlı olabiliyoruz. En basitinden örnek verelim.

Geçen gün elime bir beyaz dizi geçti. Adını hatırlayamıyorum,  kadın kahramanımız sevdiği adamın onu aldattığını sanıp ondan kaçtı ve bir hastanede çalışmaya başladı. Erkek karakterimiz durur mu? Durmaz, durmaması gerekiyor zaten. Ehh başlarım böyle aşkın ızdırabına, deyip başka bir kadına gitse olmaz zaten okuyucu olarak ayıplarız onu. Mükemmel erkeğin doğasına aykırı bir hareket o, mükemmel erkek kadın ne yaparsa yapsın  “Olsun, o kadındır. Yaptığı her hata affedilir, salaklık etse bile peşinden gidilir” mantığında olacak bir kere. Neden?

Çünkü biz kadınlar narin varlıklarız. Her alanda eşitlik diye bir yerlerimizi yırtarken, konu aşk meşk olaylarına gelince kurttan kuzuya geçiş yapıyoruz. Yerseniz, bu böyle.

Neyse, adam gitti hastaneyi satın aldı. Hem yakışıklı, hem aşık, hem de koskoca hastaneyi alacak kadar zengin. Vay canına sevgili okuyucular! –Yalnız adam hastane satın aldı ya ben o yazarın ellerinden öperim-  Tabi bir orta yol buldular, kadın küçücük bir dedikodu yüzünden hiç sormadan/konuşmadan terkettiği adama hemen o anda – hastaneyi satın aldı adam, olsun o kadar- inandı. Mutlu oldular vs vs. Bu tarz örneklere sıkça rastlıyoruz değil mi? Kadınlara acı vermekten hoşlanan adamlar tüm ilgi alanlarından vazgeçip aile babası oluyorlar.  Zengin adamlar hizmetçilerine, patronlar sekreterlerine aşık oluyorlar. Köşe başında çarpışan ikili ruh eşi çıkıyor. Düşünceli profesörler –ki olağanüstü yakışıklı ve genç bir profesörden bahsediyoruz. Bizimkiler gibi kel, göbekli vs adamlardan değil-  aşık oldukları öğrenciyle yatmamak için kendilerini zorluyor, ancak o mezun olunca kızı yataklarına alıyorlar.

Bu –bence- bir tür inanma çabası, dünya öyle bir hale geldi ki çaresiz bir şekilde sevginin gerçekten var olabileceğine inanmaya çalışıyoruz.

Sokakta başlayıp, yatakta sonlanan ilişkilerimizin süreceği hayali bu. Bir adamın karşımıza çıkıp, yeri göğü sarsacağını dünyamızı tepetaklak edip bizi kollarına alacağını hayal ediyor, içten içe diliyoruz.  Her gece yatarken istemsizce kurduğumuz hayaller gibi. Karşılıksız ve sonsuz bir sevgi isteği bu, başka bir şey değil.

Buraya kadar gayet olumlu aslında, hepimizin hayallere kapıldığı anlar oluyor, insani bir durum bu .Benim çene yorduğum konu ise bambaşka, Elli Ton serisi çıktı. Bilmemkaç bin sattı, yeri göğü oynattı vs vs. Peki şimdi şu soruyu cevaplayalım; yetişkinlerin okuyabileceği tarzda bir kitap olduğu kitabın arka kapağında minicik bir notla belirtilmiş olan ve her yerde “erotik roman” olarak boy boy reklamı yapılan bu romanı kimler aldı.

Çoğunlukla ergenler.

Buraya kadar tamam, iş tonton serisiyle kalsaydı çıtımı çıkarmazdım ama bizim bir huyumuz var.  Bir şey çok sattığında, hemen cılkını çıkartıyoruz.  Siz de farketmişsinizdir, erotik roman bolluğu yaşıyoruz son günlerde. Sadece yabancı dilden çeviriler değil, yerli yazarlarımızdan da aykırı kitaplar çıkıyor.

Dul ve sıkıcı bir hayatı olan ev kadınları gizli günlükler bulup, fantazilerin ağzına terlikle vuruyorlar. Heyecanı birbirinde arayan çiftler türlü türlü etkinliklere katılıyor, farklı fantazilere soyunuyorlar vs vs. Detaylandırmaya gerek yok sanırım, piyasayı azıcık takip eden biri neler olup bittiğini görebilir zaten. İpin ucu kaçtı ve ülkemizde şeker portakalı sakıncalı bulunabilirken, çocuk yaştaki –evet, 15-18 yaş arası insanlar da çocuktur- bünyeleri farklı yönlerde etkileyebilecek bu tarz eserlerde açık seçik bir yaş uyarısı olmaması kimsenin umurunda olmuyor. Hayır şöyle bir durum var, o kitapları okuyan insanların zihinlerinde evlenip çoluk çocuğa karışalım düşüncesi belirmiyor. Herkes bunu bilsin de öyle hareket edelim.

Bir dakika ya, lisede evlilik serbest olmuştu değil mi? Ben niye konuşuyorum ki burada boşu boşuna okuyun okutun bilgilenin yavrucuklarım.

Kız Kurusu No:1

27 Şubat Çarşamba 01:24 de yazdı.

Reklamlar

“Grey, Emerson, Cross vd.” üzerine 3 düşünce

  1. =)))) Uzunca bir aradan sonra dönmen güzel.Ulan ne Grey’miş arkadaş diyesim geliyor ve daha öncede konuşmuştuk bu elli son serisi ile ilgili, internet ortamında romantik prenslerini ve saf itaatkar kölelerini aramaya başladılar bile ki bu konu üzerinde yazan bloglar bile bu patlamadan şikayetçi onlar bile uyarıyor yani işin geldiği boyuta bak.Ne tür zarar göreceklerini bile bilmiyor,akılları almıyor.İşin romantik kısmına kitlenip kalmışlar sadece.Gerçek hayatı böyle kitaplardan öğrenemeyeceklerini ne zaman anlayacaklar asıl mesele o

    .Ama sakıncalı kitap olarak mimlenen şeker portakalı ironilerini sevdiklerim.

    Beğen

    1. Baya uzun bir ara oldu hemde 🙂
      Bence düşünceleri şu yönde, adam onlara işkence ederken hediye edilecek arabaları, bilgisayarları, evlenince sahip olacakları şeyleri düşünüyorlar. Kadınlardaki arızalı adamın yaralarını sarma zaafı da olabilir bu aslında 🙂
      Onu tadavi edeceğim, iyi edeceğim, hayata kazandıracağım vs vs.

      Ya biz romantizmden nasibimizi almamışız ya bu insanlarda bir sorun var, ben hala hangisi olduğunu çözemedim:)

      Beğen

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s