Beni al, beni al onu alma!

“Muhteşem bir distopya örneği” dedi satıcı kız, dışarıdaki sıcağa tezat neşeli tavrıyla. Bir kapağa bir de kızın yüzündeki canlı gülümsemeye baktım. Muhteşem bir distopya insanlarda 32 diş sendromu yaratmazdı. Muhteşem distopyaların süslü kapakları –en azından böyle- olmazdı. Ben mi yanılıyordum?

İç çekip, kitabı alacaklarım arasına yerleştirdim. Uzun zamandır okumadığım muhteşem distopyalara bir yenisini eklemeye hazırdım.

Hazır mıydım?

Distopya dendiğinde benim aklıma gelen örneklerle yaşıtlarımın ya da benden birkaç yaş küçük tanıdıklarımın aklına gelen örnekler maalesef birbirini tutmuyor. Bu bir tür eleştiri değil, yanlış anlaşılmasın ya da isteyen yanlış anlayabilir, sorun değil. Çağa uyum sağlayamamak gibi bir sorunum olduğunu uzun zamandır reddetmiyorum.

Ben oturup Fahrenheit 451, 1984, Gün ortası Karanlık vs. gibi kitaplar sayacakken şimdi büyük kitapçılarda bile distopya dendiğinde karşımıza Açlık Oyunları, Beni Seç tarzında kitaplar çıkıyor. İtirazım var mı? Hayır, nasıl itiraz edebilirim ki? O kitapların da okuyucusu vardır hatta oturup ben bile okudum ama… ama gönül distopya dendiğinde daha dişli kitapların da okuyucunun beğenisine sunulmasını istemiyor değil. Her neyse. Bunları boş verelim de ben kitap hakkında vızıldamaya başlayayım.

Dex’ten çıkmış kitaplara önyargıyla yaklaşmamı sağlayan Beyaz Kedi serisinden sonra okuduğum Safkan ve Beni Seç serileri – seri isimlerini bilmiyorum, kusuruma bakmayın– beni çeviri konusunda tatmin etti. En azından Beyaz Kedi kadar kötü değillerdi hatta –sebebi kafamın fazla dolu olması da olabilir– Beni Seç adlı kitapta herhangi bir soruna rastladığımı hatırlamıyorum bile. Akıcı bir dili vardı ve içinde hatalar barındırıyorsa bile bunlar göze çarpmayacak kadar azdı.

Kitap Genç yetişkin olarak adlandırılan türün içinde barındırması gereken her şeyi içine alıyor, bunu söyleyebilirim. Aşk üçgenleri, rekabet, genç kızları gülümsetecek tatlı espriler, erkek karakterlerin kahraman yanlarının altını gözümüze sokmadan çizecek ince noktalar, yakışıklılar, güzeller ve daha neler neler.

Güzel miydi? Kötü değildi.

Aşka, aşkın kutsallığına ve varlığının reddedilemeyecek olmasına inanan bir insan olarak kitap kahramanlarının duygu karmaşalarından pek hazzetmiyorum. “Bu nereden çıktı şimdi?” dediğinizi duyar gibiyim.

Anlatayım.

Hikaye Illea adında bir ülkede geçiyor. Illea 3. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın yerine kurulmuş olan bir devlet ve çokta yabancısı olmadığımız –bizde sadece altı çizilmeyen- sınıf sistemiyle yönetiliyor. Okuduğum birkaç yorumda kitaptaki 6-7 ve 8 sınıflara üzülen okuyucuların ülkemizin halini görüp görmediklerini merak etmedim değil. Düşüncenin bile yemek ya da farklı ihtiyaçlar karşılığında değiştirildiği bir dönemden geçiyor, sonra gidip kitaptaki karakterlerin çektiklerine üzülüyoruz. Yiyecek çaldı diye kırbaçlanan karaktere duyulan üzüntüyü, sokakta üstü başı pislik içinde yanımıza yaklaşan ve bir umut gözlerimize bakan çocuğa da yansıtabiliyor muyuz? Onun için bir şeyler yapabiliyor muyuz?

E neden yapalım?

Neyse. Kitap karakterlerine üzülmeye devam edip, kitabımız hakkında vızıldayalım biz. Ana karakterimiz ve aykırılığıyla gözlerimizi kamaştıran America Singer kast sisteminin 5 sırasında yer alıyor. Beşler olarak anılan bu insan topluluğu sanatla uğraşarak geçiniyorlar. Hayır, hayır roman benzetmesini yapmayacağım. Yapmayacağım! Bana bu saçma sapan benzetmeyi yaptıramayacaksın beyin!

Aklınıza gelebilecek her şeye önyargıyla yaklaşan bir insan olduğumdan bu kitaptaki karakterlere de önyargıyla yaklaştım. Genç yetişkin kitaplarda sevmediğim bir özellik var. Kararsızlık. Karakterler kararsızlar ve ben bunu genç yetişkin denebilecek neslin inanılmaz bir kararsızlıkla donatılmış olmasına bağlıyorum. Pek seviyorlar iki erkek arasında kalıp karın ağrısı çekmeyi, bunun başka açıklaması olamaz.

America yukarıda yazdığım özelliğe uymamasıyla ilgimi çekmişti. Kararlıydı. Bir adamı seviyor ve hayatını ona adamak istiyordu. Başkalarının koyduğu kuralları, yasakları ya da geleceğinin mahvolacak olmasını önemsemiyordu. Seviyordu ve hepsi bu kadardı. Uğraştığı tek şey sevgisiydi. Kendine zor yeten -hatta yetmeyen yemeğini sevdiği adamla paylaşabilecek kadar kocaman yürekli bir kızdı ve ben yine aceleci davranarak “Pekala, bazı şeyler şu an kahrolabilir. Sanırım ilk defa doğru düzgün bir kadın karakter bulduk” dedim.

Başkaldıranları, zamanın şartlarına ve başkalarının keyiflerine göre koyduğu kurallara uymayanları kendi hayatları için mücadele eden insanları her zaman sevmişimdir. America/Fakir Kız, Aspen’e /Fakir Oğlan aşıktı. Onun için her şeyi ama her şeyi yapabilirdi. Bunu okurken anlayabiliyordunuz. Kendi küçük ağaç evlerinde yaptıkları kısacık kaçamaklarda mutluydular fakat mutluluk daima süren bir şey değildir. Daima sürseydi mutlu olduğumuzun farkında bile olmazdık muhtemelen.

Mutlulukları ülkenin genç prensi Maxon’a/Fabrikatörün Oğlu  eş aranmaya başlamasıyla çatırdamaya başlıyor. Maxon normal bir adam olmadığı, dünya üçüncü dünya savaşıyla masal çağlarına geri döndüğü için Prens’e eş bulmak için bir tür yarışma düzenleniyor.  Seçim adı verilen bu yarışmanın belirli bir süresi yok, başvuranlar arasından seçilen 35 kız süresiz bir şekilde saraya yerleşip Prens hazretlerine kendilerini beğendirmeye çalışacaklar. Tam olarak burada eşeğimize doğru eğilip, ölmemesini öğütlüyoruz.

Prens Maxon’un işi benim gibi yüzeysel bünyeler için son derece basit ve güzel, oh bir sürü kız etrafında, seni reddedemezler. Başkasıyla görüşüyorsun diye tavır yapamazlar. İstediğin zaman istediğini yollayabilirsin, yine ses çıkaramazlar. Bir erkek daha ne ister?

Bunun cevabını ben veremem ama Maxon’un bu durumdan hoşlandığını da söyleyemem. Kendisi o yaşına kadar eli kimsenin eline değmeden gelmiş, son derece romantik ve temiz yürekli bir arkadaşımız. Yere batsın erkek sevimliliği.

America, Seçim’e katılmayı aklından bile geçirmese de bunu onun yerine düşünen bir çok insan var. Kızının iyi bir geleceği olmasını isteyen ve bunu isterken kendilerini de düşünen annesi ve canımız fakir oğlanımız Aspen bunların başında geliyor. Gözleriniz yuvalarından fırladı mı? Fırlamamıştır tabi, onların aşkıyla şahlanan ben bile okkalı bir şekilde “Salak herif” demekten öteye geçemedim. Her neyse.

America güzelliği ve talihi sayesinde 35 kızın arasına seçiliyor ve asıl hikaye o zaman başlıyor. Benim sinirlenme sürecim de… Kitabı daha fazla anlatmayacak fakat boş vaktiniz varsa ve romantik bir şeyler okumak istiyorsanız iyi gideceğini söyleyeceğim.

Hani distopya diyorsunuz, değil mi? Sınıf ayrımı, arasıra ortaya çıkan ve etrafı kırıp döken ergen asileri distopyadan sayabilirsiniz sevgili okuyucularım. İkinci kitap olan Elit’i bitirir bitirmez gelip vızıldarım.

Reklamlar

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s