Kım korkar koca, sarısın kurttan? : Bıtten

MV5BMTY2MjE0NDgwN15BMl5BanBnXkFtZTgwMDUyNjc4MDE@._V1_SX640_SY720_

Syfy’ın yeni dizisi Bitten, Kelly Armstrong’un Women of the Otherworld kitabından uyarlanan bir dizi.  Bir ısırıkla dünyası ikiye bölünen Elena, kaçıp kurtulduğunu sandığı vahşi yönünü, evinin olduğu bölgede işlenen cinayetler yüzünden yeniden ortaya çıkartmak zorunda kalıyor. Bla bla bla

Gördüğünüz üzere dizi/kitap/film tanıtımı yapmak gibi bir yeteneğim yok. Bunun yerine bolca devrik cümle kuruyor ve bu cümlelerin neredeyse hepsinde saçmalıyorum. Yoksa bende isterdim burada size diziden ve oyunculardan kısaca bahsetmeyi, özet geçerek hiçbirinizi sıkmayacak bir şekilde işimi bitirmeyi ama yok, o yeteneği koymamışlar benim yetenek paketinin içine.

Bitten, biraz da “Twilight’ın olayı bitti arkadaşlar, Teen Wolf tutuyormuş bu aralar hemen kurtlara yönelelim” düşüncesinin kurbanı olan bir dizi. Bildiğiniz gibi vampirler bir süreliğine tabutlarına kapatıldılar, yerlerine kurtlar ve uzaylılar bakıyor. Uzaylılar artık E.T ya da Çılgın Marslılar’da gördüğümüz gibi eciş bücüş değiller. Hepsi yakışıklı, hepsi çekici, hepsi için kahrolup yerlerde yuvarlanıyoruz. – Uzaylılar popülerdi, değil mi? Yanlış bilgi kurbanı olmayayım da -Aslına bakarsak son zamanlarda genç yetişkin türde neler olup bittiğinden pek emin değilim, daha çok alanımı ilgilendiren kitaplara yöneldim ki bunun sinirlerim açısından hayırlı olduğunu da söyleyebiliriz. – Evet, kitaplara sinirlenebilecek kadar kafadan çatlak bir insanım.

Henüz iki bölümü yayınlandığından dizi hakkında da fazla atıp tutamayacak, iyi ya da kötü diyemeyeceğim ama diziden şahane bir kurtadam efsanesi çıkacak gibi durmuyor. Kaldı ki bugüne kadar okuduğum ya da izlediğim kurtadam romanından zevk almışlığım da yok. Kimse oturup, bol kanlı, çatışmalı, kurtların doğasını ortaya koyan şeyler çekmiyor. –Hayır, şiddet bağımlısı değilim. Sadece her yerde çarpıtılmış bir romantizm görmekten bıktım.

Dizi göze hoş gelen erkek karakterleri ve uyarlama olmasının verdiği güvenceyle iyi bir çerez dizi olacak gibi duruyor. Fiziği düzgün erkek karakterlerimizin popolarının bolca gözüktüğünü meraklısı olan arkadaşlara duyurmayı borç bilirim, o yüzden benim gibi açıp eşek kadar televizyonda izlemeyin. Odaya birileri girince ekrandaki çıplak insanlar ve battaniyelerin altına girmiş –Grip oldum a dostlar 😦 – yarı kapalı gözlerle ekrana bakan siz iyi bir ikili olmuyorsunuz.

“Ya bu fantastik dizi ehehe” açıklaması da “Hıı, anladım ben fantastiği” cevabıyla kendi kalenize geri yollanınca ortada kalıveriyorsunuz.

Kısa kesersek, diziyi önerir miyim? Bilmiyorum, takip edeceğimi düşündüğüm bir dizi değil açıkçası. Kitabı okudum gibi hatırlıyorum ama sorsanız konusunu da anlatamam sizlere. Bildiğim kadarıyla Kelly Armstrong’un ülkemizde yayınlanan bir kitabı da yok. Artemis’in bir kitabın haklarını aldığı söyleniyordu ama onun hakkında da bir malumatım yok.- Bunları neden anlatıyorum o konuda da bir fikrim yok.

Genç fantastik olayını seviyorum ben arkadaşım, vaktim bol bir bakarım diyorsanız izleyin derim yine de. Kurtlar filan var, dolaşıyorlar, boğuşuyorlar, kadın olan insan sevgilisiyle sevişiyor , rüyasında kurt olan eski sevgilisini görüyor filan. Bolca kaslı çıplak adam görüyorsunuz ki başroldeki arkadaşlardan birinin yüz kemik yapısını hafiften kurda benzettim ben. –İlaçlardan kafam güzelleşmiş de olabilir, bilemiyorum-

İyi bir şeyler izlemek istiyorum ben!, diyenlerdenseniz sizi The Americans, Orphan Black,  Da Vinci’s Demons, Vikings, Orange is the New Black, Master of Sex, Hannibal, Blacklist gibi güzel dizilere bekliyorum.

 

Vampıre Academy: Blood Sısters ve Dıvergent

Vampire Academy – 14 Subat

Divergent

Yeni Twilight’lar geliyor diyecegim de iki seriyi de Twilight serisinden daha basarılı buluyorum. Bu yüzden umarım güzel filmler olmuslardır da keyifle izleyebiliriz.

Ayrıca eklemeden geçemeyecegim, Dimitri rolü için fanların istedigi adam yerine bu adamı secmeleri sahane olmus. Sırf o adam yüzünden kitabı okurken acı cekmistim ben.  -Oyuncunun adını hatırlayamayınca, adam yazıp geçistirmek –

Orijinal karakter posteri oldugunu sanmıyorum, kim yapmıssa güzel yapmıs.

Dawn of the Planet of the Apes Fragmanı

Taslak.

 

Planet of the Apes’in orijinali çok sevdigim ve izlemeye bir türlü doyamadıgım bilim-kurgu /distopyalardandı. Hatta bilim kurgu-distopya sinemasının en görkemli eserlerinden biri bile diyebiliriz bu seri için. Yeni filmin yolda oldugunu ilk duydugumda verdıgım tepkiyi tahmin edebilirsiniz, diye dusunuyorum.

Haberi alalı bir hayli oldu, fragmanı izleyeli bile baya oldu aslına bakarsanız ama tembellikte dünya markası oldugumdan sürekli erteliyordum iki satır not dusmeyi.

11 Temmuz 2014’te vizyona girecek filmin yönetmenligini Matt Reeves üstlenirken, basrolleri  Gary Oldman, Andy Serkis, Judy Greer paylasıyor.

Ama “rockcılar” herkes bılsın yanı : Gunahkar Turnede/ Tutkulu Notalar vd

417lSrKWXFL._

Ülkemizde Elli Ton’la başlayan –günümüzde geçen- erotik roman çılgınlığı almış başını öyle bir gidiyor ki,  neresinden tutup yorum yapayım şaşırmış durumdayım. Birkaç ay önce, daha doğrusu ben yazmaya ara verip kendime biraz zaman ayırayım demeden önce bir mail almıştım. Bir okuyucu, erotik roman severleri eleştirdiğimi ve onları hor gördüğümü iddia ediyor. Herkesin kendi zevki olabileceğini söylerken, beni soğuklukla suçluyordu. – Yıpratıyorsunuz beni, yazık.

En sevmediğin özelliğin nedir?, diye soracak olsanız –ki neden sorasınız?, – ilk 10 arasına sıkıştıracağım özelliklerden biri de bana sorulan bir soruya uzun cevaplar verme özelliğim diyebilirim. “Öyle diyorsan, öyledir” de, geç değil mi? Yok, bende öyle değil işte. İlla uzun uzun açıklayacak konunun canını çıkartacağım ki içim rahat etsin. Velhasıl-ı kelam, o okuyucuya da söylediğim gibi ben erotik romanlardan pek hazzetmiyorum zira yanlış ellere geçebiliyorlar. Bunun dışında bazı romanlarda cinsel kısımlar o kadar yoğun oluyor ki kendimi “E tamam seks yaptınız, azıcık nefes alsanız da başka şeyler okusak” derken bulabiliyorum.

İkili ilişkilerde herkes kendine göre duygusal ama kitap seçimlerinde pek romantik/duygusal/erotik seven bir insan değilim ben. Doz kaçınca, benim de keyfim kaçıyor anlayacağınız.  –Gördüğünüz gibi çene çalmayı özlemiş durumdayım. Kısa kesiyor ve anlatmak için geldiğim kitaba geçiyorum.

Günahkarlar Turnede serisinin kitapları elime tamamen tesadüfen geçti. Arkadaşı tarafından kendisine önerilen kitapları internetten sipariş etmem için bana gelen kuzenim, kargo geldiğinde anneannesinde olunca kitaplar da benim güvenli ellerime kalmış oldular. İyi de oldu, onun yaşı İpek Ongun filan götürür.

Tutkulu Notalar’la başlayan serinin ilk kitabında-ki bu Tutkulu Notalar oluyor – romantik olarak tanımlanan –kime göre romantik?- Brian ve İnsan Cinselliği profesörü Mryna’ın hikayesi anlatılıyor. Kitabın barındırdığı cinsel sahneleri yerden yere vurmadan önce, yazarı ve kitabı okuduğum diğer örneklerden ayıran birkaç detayı vermeden geçmeyeceğim.  Elli Ton,  Sana Soyundum- serinin ismini bilmiyorum, çaktırmayın- vs gibi serilerde atlandığını düşündüğüm bir konuydu detaylar. Karakterlerin geçmiş sorunları işleniyor fakat ince detaylara asla girilmiyordu. Bir hikayeye renk katan şey detaylardır. Eğer okuyucuya yakalaması ve zevk alması için ufak detaylar vermezseniz, hikayeniz tekdüze olmaktan ileri gidemez.

Yazar Olivia Cunning tam bu noktada kendini diğerlerinden ayırarak yüzümü gülümsetmeyi başardı. Hikayenin içinde onlarca detay var ve bu detaylar öyle hoş yerlerde, öyle doğru yerleştirilmiş ki kendilerini unutturmuyorlar.

Misal grubun gitaristi olan Brian, besteleriyle ünlü olan ve hatta Mryna’nın hayranlığını tam olarak bu şekilde kazanmış bir virtüözdür. Tutkularını notalara aktarabiliyor, bunu insanları mest edebilecek kadar iyi yapıyordur. Buraya kadar her şey normal, şişirilmiş yetenekleri ve özellikleri olan karakterlere alışığız. Karaktere gerçekçilik katan,  bir yerden sonra gerçek yapan detay ise şuydu. Brian, Mryna’yla sevişirken beste yapmaya başladı. Müziği duyduğunu, müziğin zihninin içinde aktığını söyledi. Bulduğu her yere karalamaya başladı, yazdı, çizdi, kendinden geçti. Bunu bizzat Brian’ın ağzından yazılmış olarak okumak isterdim zira bu halin nasıl bir hal olduğunu biliyorum. Bazen bir bakış, bir hareket ya da duyduğum bir sesle kelimeler zihnime akmaya başlar, karakterler oluşur, hikaye şekillenir. Bana düşen sadece onu uygun bir yere not almak ve vakit bulduğum an kağıda dökmektir.

Eğer duygulara bağlı bir iş yapıyorsanız, hissettiğiniz ve çevrenizdekilerin hissettiği her şey önemlidir. Çünkü algılarınız açıkken bir nevi sünger gibi hissedersiniz, duyguları, hissedilen her şeyi çeker ve özümsersiniz. Bu kelimelere, müziğe ya da görüntülere dönüşebilir, tamamen sizinle ve yaptığınız şeyle alakalı.

Bu kısmı uzatmadan geçersek, hikayede sevdiğim diğer detay yazarın her karaktere ruh katmış olmasıydı. Hepsinin kendilerine has özellikleri olduğu belirtiliyor ve bunlar hikayeye öyle güzel bir şekilde iliştiriliyordu ki, cinsellikle dolu olmayan kısımlarda kitabın beni gülümsetme sebepleriydi, diyebilirim.

Tutkulu Notalar’la ilgili yorumları okurken takıldığım bir nokta var. Bir adamın, bir kadına acı çektirmesini kabullenebilen hatta BDSM’e övgüler yağdıran canım okuyucular –ki açık bir şekilde BDSM’in kitaplarda okudukları gibi bir şey olduğunu düşünen bu insanların Marquis de Sade’dan haberleri olmadığı gibi, Pier Paolo Pasolini’nin filmi Sodom’da 120 gün’den de haberleri yok. Olsun. – Bir erkeğin erkeklerden de hoşlanabileceğini kabul etmemiş ya da BDSM’de oldukça normal karşılanan grup ilişkilere tepki vermişler.

 Tamam, benim de kişisel hayatımda tercih edeceğim şeyler değil. Yetiştiriliş tarzımıza hiç uygun değil ama Elli Ton okuduktan sonra BDSM’e ilgi duyan, araştırmalar yapan BDSM hakkında yazan erkek bloggerlara köle olmak için yalvaran –evet, biliyorum-  o güzel insanlar neden bu kitaptaki sahnelere sert tepkiler verdiler, burun kıvırdılar, ben o kısmı anlayamamış durumdayım. Birkaç yorumcu rock grupları çılgındır vs demiş, bu konuları böyle mi ele alacağız? Rock grupları çılgındır, bunlar hep çılgınlık yoksa normalde asla olmaz öyle şeyler, e peki.

Eric’in başkalarını izlemeye olan tutkusu az rastlanır bir özellik mesela değil mi? Trey’in biseksüel olması son derece sıradışı, Jace’in BDSM’le olan alakası… A-aa şimdi farkettim, arkadaşlar Jace’i kimse eleştirmemişti yahu –yazar sırıtır-. E alıştık değil mi, kadınların tavana asılmasına, çat pat şaplaklara artık umursamıyoruz. Tamam, tamam. Lafın özü, karakterlerin her birine kendilerine has özellikler verilmiş ve bunlar hikayenin içine uygun şekillerde iliştirilmişti.

Cinsellik fazla mıydı? Çok

Hoşuma gitti mi? Hayır, benim tekrar tekrar okuyacağım, delice zevk aldığım ya da bana ilham verecek nitelikte bir kitap değildi ama yazara ve kitaba hakkını vermemiz gerekirse bugüne kadar okuduğum erotik romanlar arasında öne çıktı. Yoğun cinsel sahnelerin arasından başarıyla sıyrılan, komik bölümleri ve neredeyse gerçek karakterleriyle iyiydi bile diyebilirim.

-Karakterlerin hepsinin inanılmaz yakışıklı olarak anlatılmaması ve bu kitaptaki Mryna karakterinin aşktan gözünün kör olmamasıysa ayrı bir güzellikti.

Bitirdim.

Sevgiler.

* Rockcı Serpil’i hatırlayan kaç kişi var acaba? (:

*Grey’e olan gıcıgımın sebebını ben de bılmıyorum, yıne yuklenmısım adama. Yazık.

Wonder Woman’a da acımadılar

Superman-Batman-and-Wonder-Woman

Aslına bakarsak bu eski bir haber, benim vakti zamanında kapalı olan blogumun taslaklarına ozenle kaydedıp ardından ozenle  unuttuklarımdan biri.

Zack Snyder’in çekecegi Man of Steel 2: Batman vs Superman filminde Batman’i Ben Affleck’in canlandıracagını biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız da su an ögrendiniz ve aranızdan Daredevil’i izleme gafletinde bulunanlar yüzünü eksitti. Ben daha Marvel’den çıkan en kötü filmlerden biriyle tarihe ismini altın harflerle yazdırmıs bir adamı nasıl bir ruh haliyle seçtiler anlayamazken ve anlamlandıramazken ikinci darbe Wonder Woman karakteri için secilen isimle geldi.

Burada daha once bahsettim mi hatırlamıyorum ama ben buyuk bir çizgi roman hayranıyımdır ve DC- Marvel karsılastırılmasında her zaman DC’i tutarım. Karakterlerinin yeri benim için ayrıdır. Bazen sinirlerimi zıplatsa da Amazon prensesi, Superman’e dayak atabilen, dolgun memeleri-ince beli kısacası güzel vücuduyla dikkatleri yeteneklerinden çok vucuduna çeken Diana’yı da severdim.

Gal Gadot’un rolü aldıgını ogrendigimde verdigim tepkiyi tahmin edebileceginizi dusunuyorum. Rolu kotarır mı, inanın bilmiyorum. Wonder Woman’ı filmde kostumuyle görmeyecek olsak bile, zihinlerde vucudu ve karizmatik ifadesiyle canlanan bir kahramanın Gal Gadot tarafından nasıl canlandırılacağını hayal edemiyor, açıkçası etmek de istemiyorum. Kadın fazla celimsiz :/

0 beden Wonder Woman olur mu arkadaslar? Yapılır mı bu Wonder Woman’a diyor ve kararı sizlere bırakıyorum.

 

Gülümseme Sebebı: Etı Balık Kraker Reklamları

Televızyon ızlerken en zevk aldıgım kısmın reklamlar oldugunu daha once de soylemıstım. Etı balık kraker reklamlarıysa her rastladıgımda gulumseyerek ızledıgım, sokakta ya da alısverıs merkezınde rastlasam bile durup ızledıgım reklamlar olarak gozdelerımın basında gelıyor.

Çok tatlı degıller mı?

İsyan

Ask Acısı Cekenler