“You raped her. You murdered her. You killed her children.” : Artistligin sırası degildi Oberyn

 

Saat 05:45

 

Uzun zamandır ilk defa erkenden yatağa girdiğim gece sonlanırken yatağımda döne döne uyuyorum. Rahat bir uyku ve güzel bir rüya, uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı yanımda görmek bile beni mutlu etmeye yetiyor gibi. Bir şeyler yiyoruz, o gülerek anlatırken ben dinliyorum. Rüya olduğunu biliyorum çünkü arkadaşım sıkça görüşemeyeceğimiz kadar uzakta ve ben midye yemem. Bir yerlerde Stiarway to heaven çalıyor. Parça ilerlemek yerine hep aynı yeri tekrar etmeye başladığında rüyadan kopup gözlerimi açıyorum.

Gün aydınlanmış. Hava kapalı olacak gibi. Çalan telefona uzanırken telaşlanmamaya çalışıyorum zira sevdiklerimden birinin başına bir şey gelse aranan kişi ben olmam. Yeni numaramı bilen çok az kişi var zira.

Ekranda beliren arkadaşımın yüzüne bakarken algılarımın açılmasını bekliyorum. Esra uzun zamandır arkadaşım, zevklerimin uyuştuğu nadir insanlardan olduğunu bile söyleyebilirim. Yine de kendisine bende en sevmediği özelliği sorsanız, olur olmaz yerde izlediğimiz şeyin geleceği hakkında bilgi vermem olduğunu söyleyebilir. Ben ipuçlarına bayılırken, o nefret eder. Ben konu hakkında bilgi sahibi olan herkesle hararetli bir tartışmaya başlarken o ortamdan uzaklaşır zira teorilerden nefret eder.

Şaşkınca “Esra?!” diyorum telefonu açtığımda “Kötü bir şey olmadı değil mi? İyi misin?”

“Uyuyor muydun?” diyor en az benim kadar şaşkın bir sesle “Uyuyacağın aklıma bile gelmemişti.”

Saat sabahın beşi demek istesem de susuyorum zira ikimizde uyku düzenimin müthiş bir düzensizlikle işlediğinin farkındayız. “Önemli değil” diye mırıldanıyorum merak içinde, henüz bir şey söylemedi ama sesinden telaşlı hatta sinirli olduğu anlaşılıyor. Esra durduk yere sinirlenen insanlardan değildir. Bir insanı sabahın beşinde arayıp uyandıracak insanlardan hiç değildir. “N’oldu?” diyorum yeniden.

“Ağzına ettiğimin herifinin yaptığını gördün mü?!” diyor neredeyse bağırarak. Saat sabahın beşi, uyanalı beş dakika bile olmamış. Bir süre bekleyip aklımdan herif seçeneklerini geçiriyorum. Profesyonel bir stalker olan Esra’nın eski sevgili ve sevgili adayı yelpazesi o kadar geniş ki bir süre sonra nerede kaldığımı unutup başa dönüyorum. Fakat bir saniye, Esra benim onun eski sevgilileriyle ilgilenmediğimi bilir. Ağzına edilecek herif benimle ilintili biri mi?

Aniden dağılan uykumla yatağın içinde oturur konuma gelirken “Hangi adamdan bahsediyorsun?” diye soruyorum nereden geldiğini bilmediğim bir sinirle.

“George R. R. Martin trollünden bahsediyorum ya kimden bahsedebilirim” diye karşılık veriyor. –Tabi canım, bir insanı sabahın köründe arayıp başka kimden bahsedebilirsin ki?

Söylediklerini anlamaya çalışırken içimden birkaç kez cümlesini tekrarlıyorum. Olaylar kafamda berraklaşırken GoT’un son bölümünü izlemiş olabileceği ihtimali aklıma geliyor. Yüzümdeki sırıtışı tarif etmem mümkün değil. “Eh” diyorum keyifle yastığıma geri dönerken “Öyle olacağını biliyorduk. Sen neden aradın ki beni?”

“Ya şarefsizlik yapma” diye sızlanıyor “Anlat işte ne olacağını sezon finaline bırakacaklar tüm olayları biliyorum, bekleyemem ben”

Yıllar boyunca benim spoiler alma/verme tutkumdan şikayet etmiş bir insanın telefonda bana açıkça yalvarmasının keyfini birkaç dakika daha çıkarttıktan sonra anlatmaya başlıyorum. Kitaplarda olanlar, olanlara bağlı teoriler derken telefonu kapattığımızda saatin sekize yaklaştığını görüyoruz. “Adam yeminimi bozdurdu ya!” yazıyor birkaç dakika sonra whatsapptan.

Bir şeyler yemek için mutfağa gittiğim sırada mailleri kontrol etmek amacıyla mailime giriyorum. 5 farklı kişiden 21 mail. Soru aynı, Tyrion’a ne olacak?

Bir çoğu GRRM’e sayıp sövmüş. Oberyn Martell’in ölümüne olan üzüntüsünü dile getirmiş, yazarın sevilen hiçbir karakteri yaşatmadığını söyleyip şikayet etmiş falan fişmekan.

“Ben hiç üzgün değilim, neden sence?” yazdım maillerden birine cevap olarak.

Birkaç dakika sonra cevap geldi. “Kızım en az GRRM kadar psikopat olduğunu biliyorum ondan bana neden rahatım vs deyip kafamı karıştırmadan ne olacağını söyle”

Günümüz dünyasında insanların mutlu hikayeleri tercih etmesini anlayabiliyorum, kötü zamanlar geçiriyoruz. Her gün kötü insanlar görüyoruz, adaletsizlige, vicdansızlıga sahit oluyoruz. Kötülük midemizi bulandırmış durumda, biliyorum. Yine de sorunsuz ilerleyen mutlu hikayeler bir süre sonra sinirimi bozuyor benim zira biliyorum ki gerçek degiller. Gerçek hayatta her zaman iyilerin kazanması diye bir şey yok.

GRRM’in dünyasında da yok. Bu yüzden seviyorum. Bu yüzden bu adamın kalemiyle şekillenen dünya tüylerimizi ürpertiyor, sinirlerimizi bozabilecek kadar içimize işliyor. Fantastik bir evrende dünyaya eleştirel gözle bakan bir eserde her şeyin güllük gülistanlık olmasını beklemek kadar saçma bir şey var mı a dostlar?

GRRM bir karakteri seçse ve ona yüklenseydi mesela, diger karakterlerin güçlü yanlarını görebilecek miydik ? Tüm kitap boyunca Targaryen ailesine yapılan haksızlık onların gözünden anlatılsaydı ne düsünecektik? En basit örnekle çevrenize, tek bir bakış açısından anlatılan olayları dinleyen/okuyan/izleyen insanlara bakın. Onaylamak ve şiddetle savunmak dışında bir şey yapıyorlar mı? İnceliyor, sorguluyor, detayları görmeye çalışıyorlar mı?

Tyrion’un zekasının, Eddard Stark’ın adilliğinin, Robert Baratheon’un askının farkında olabilecek miydik sizce? Yoksa hepsi gözümüzde birer hain mi olacaktı?

Sevdiğimiz karakterler hiç ölmese de sadece kötüler ölüyor olsa zevk alacak mıydık diziden ya da kitaplardan?

Sanmıyorum.

Ondandır, seride birileri öldügünde üzülsem bile yazarın hikayeyi çekmeye çalıştığı bir yön olduğunu düşünüyorum ben. Tyrion’a gelecek olursak…

E-mail yoluyla takip edenler arasında ağız dolusu küfredecegini bildigim insanlar olmasa olacakları size anlatırdım ama anlatamıyorum. Yazıyı da can sıkıntısından yazdım aslına bakarsanız.

Kapanısı sevgili arkadasımın isyanıyla yapalım.

“Artistligin sırası degildi Oberyn, Drogo’m da artistlik pesindeyken gitmisti zaten 😦 “