Ergen sayılırlar ama olsun; The Shannara Chronicles

 

Shannara Chronicles’a şans eseri denk geldim. Dizi hakkında birkaç haber okumuş fakat gerek kadro, gerekse yapımcı yüzünden pek önemsememiştim.

 

Shannara fantastik bir evren, bu tarz yapımlarda fantastik izleyicilerinin ve yapımcıların en önemli önceliği izleyiciye hikayede anlatılan evreni yansıtması ve o hissi yaşatmasıdır. Zira fantastik evrenler söz konusu olduğunda kullanılacak alanları çevremizde görmemiz pek de mümkün olmuyor, eh bu tarz işlerle ilgilenenler de görsel olarak doyurulmayı bekliyorlar haliyle. Televizyon bütçesiyle iyi bir iş ortaya çıkartmak her ne kadar zor olsa da dizi bu açıdan oldukça başarılı diyebiliriz; çekimler, özel efektler ve kostümler gayet iyi durumda.

Hikayenin işlenişi hakkında pek yorum yapamıyorum zira kitaplar Türkçeye çevrilmiş olsa dahi Terry Brooks’un yazdığı Shannara serisini okumadım fakat izlediğim kadarıyla söyleyebilirim ki dizi fena gitmiyor. Yeni dönemin LOTR’u diyemem- ki bir okuyucu olarak efsaneleşmiş LOTR’da bile hikaye işlenişi olarak büyük hataların olduğunu söyleyebilirim – (Dwarf ve Elf aşkı?!)  yine de dizi izlendikçe insanı sarıyor ve bir sonraki bölüm neler olacağını merak etmenizi sağlıyor.

Başrollerin hiçbirini tanımadığımdan ve ben de isimlerini araştıracağım kadar büyük bir etki bırakmadıklarından oyunculuk üzerine uzun uzadıya konuşamayacağım fakat yan rollerin diziye büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Uzun lafın kısası; Fantastik edebiyatla ve sinemayla ilgileniyorsanız, Shannara Chronicles kesinlikle iyi bir tercih. Karşınızda LOTR gibi sizi alıp bambaşka bir evrene sürükleyecek bir hikaye yok, evet ama en azından görsellik iyi diyebiliriz. Tamam Game of Thrones kadar da germiyor ama araya 2-3 aksiyon katmaya, bir şeyler yapmaya çalışmışlar haklarını yemeyelim.

Shannara’nın en önemli özelliğinin fazla başarı elde edilemeyen fantastik alanda bir atılım yapma cesaretinin gösterilmesi olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bu yüzden eğer fantastik bir şeyler izlemeyi seviyorsanız, izleyin, izlettirin. Destek verin, derim ben.

Dip not: Eski dwarfın yeni Elf Kralı olması ve alışılagelmiş büyücü görüntüsünün Manu Bennett gibi bir büyücüyle yıkılması kesinlikle hoş olmuş.

 

Reklamlar

Neredeyse Tanrı: Kamisama Hajimemashita

Umutsuzluğa düşene kadar bekle, umut gelir seni bulur.

Anime kumarbaz babası tarafından terkedilen baş kadın karakterimizin parkta otururken köpek tarafından kovalanan bir adamı görmesiyle başlıyor. Gün içinde yaşadığımız küçücük bir olayın hayatımızın gidişatını nasıl değiştirebileceğini bilemiyoruz, bu Nanami için de geçerli.Köpekten kurtardığı adamın ona evini önermesiyle evsizlikten kurtulan ve deli cesaretiyle verilen adrese giden Nanami, gizemli adamın ev dediği yerin bir tapınak, köpekten kurtardığı zavallı adamın da bir çeşit Tanrı olduğunu öğreniyor.

İşte tam o anda , o sahnede hikayenin neden shoujo olduğunu bir kez daha anladığımız anı yaşıyoruz.  Bir tilki ruhu olan Tomoe, tapınağın koruyucusu ve eski Tanrı Mikage’nin hizmetçisi olarak karşımıza, daha doğrusu Nanami’nin karşısına çıkıyor ve olaylar gelişiyor.

Hikayenin akışıyla ilgili çok bilgi vermeyeceğim fakat söylemem gerekirse anime iç bayıltmayan bir romantizme ve sizi hiç sıkmayan bir sevimliliğe sahip. Olaylar gelişirken arka planda yaşananlar sizi konuya ve animeye bağlı tutarken sezonların nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile.

Eğer siz de benim gibi animeler sayesinde dünyanın karmaşasından biraz olsun uzaklaşmayı sevenlerdenseniz, önerimdir.