Neredeyse Tanrı: Kamisama Hajimemashita

Gözlerinizi kapatın ve ertesi gün hayatınızın gidişatını etkileyecek sınav/mülakat ya da buluşma olduğunu düşünün. O akşam sabaha kadar hazırlık yapmanız ve ertesi gün taş üstünde taş bırakmamanız gerekiyor fakat siz ne yapıyorsunuz? İzleyecek bir anime/dizi/film buluyorsunuz.

Şahane değil mi?

Bu yazının dizi ve kitap versiyonlarını da kısa zaman içinde bloga iliştireceğim zira arkamızda bıraktığımız birkaç hafta içinde 2-3 diziye başlayıp 2-3 tanesini bitirdim. Okuduğum çerezlik romanlarınsa haddi hesabi yok. Neden mi? Çünkü hem iş hem de eğitim alanında fena halde sıkışık bir haftadaydım ve bünyem her zamanki gibi bu sıkışık hali reddediyordu. Normalde okumaya bayıldığım makaleler yüzünden bayılma aşamasına geldiğimde sitelerde dolaşıyor kendime uğraşacak yeni şeyler arıyordum, buldum da.

Takip ettiğim anime/manga sitelerinden birinde ismine denk geldiğim Kamisama Hajimemashita’nın beni kısa sürede bunaltacağını düşünüyor, aslına bakarsak bu düşünceye sığınmaya çalışıyordum. Öyle olmalıydı ve ben en acil şekilde makalelerime geri dönmeliydim. Zira genelde shounen manga ve animeleri tercih ediyor, shoujo tarzından çabucak sıkılıyordum. Beni sıkmayan shoujoya nadiren denk gelirdim. Denk geldiklerimi de birkaç kez izlemiştim zaten.

Attack on Titan’ın ikinci sezonuyla ilgili haberi okumak için girdiğim siteden shoujo bir anime bulup çıkmayı ben de beklemiyordum aslına bakarsanız.

Konuyu uzun uzun anlatmaya kalkarsam yapacaklarımı biliyorsunuz, animeyi anlatmakla kalmam mangayı da anlatmaya başlarım ki takip eden arkadaşlardan bazıları benim bu huyuma güzel güzel sövmüşlerdi. Tam olarak bu yüzden, animenin kurgusuna bulaşmamaya çalışarak üstten bir anlatım yapmaya çalışacağım.

Anime kumarbaz babası tarafından terkedilen baş kadın karakterimizin parkta otururken köpek tarafından kovalanan bir adamı görmesiyle başlıyor. Gün içinde yaşadığımız küçücük bir olayın hayatımızın gidişatını nasıl değiştirebileceğini bilemiyoruz, bu Nanami için de geçerli.Köpekten kurtardığı adamın ona evini önermesiyle evsizlikten kurtulan ve deli cesaretiyle verilen adrese giden Nanami, gizemli adamın ev dediği yerin bir tapınak, köpekten kurtardığı zavallı adamın da bir çeşit Tanrı olduğunu öğreniyor.

İşte tam o anda , o sahnede hikayenin neden shoujo olduğunu bir kez daha anladığımız anı yaşıyoruz. Çocukluğumda TRT 1 Sailor Moon’u yayınlar ben de eve koşarak gelir, Smokinli Şövalye’yi görmek için üstümü bile çıkartmadan televizyonun karşısına geçerdim. Gerçek ve asla ulaşamayacağım bir insana değil, bir çizgi karaktere aşıktım. –Gayet ciddiyim – Kamisama Hajimemashita bu noktada yaşım biraz daha genç olsa türlü romantik hayallere kapılacağım bir erkek karaktere sahip. Bir tilki ruhu olan Tomoe, tapınağın koruyucusu ve eski Tanrı Mikage’nin hizmetçisi olarak karşımıza, daha doğrusu Nanami’nin karşısına çıkıyor ve olaylar gelişiyor.

Hikayenin akışıyla ilgili çok bilgi vermemeye çalışacağımı söylemiştim, öyle de yapacağım fakat söylemem gerekirse anime iç bayıtlmayan bir romantizme ve sizi hiç sıkmayan bir sevimliliğe sahip. Öyle ki 13 bölümden oluşan birinci sezonu bir akşam da bitirip ertesi gün, ikinci sezonu merak ede ede mülakata gittim. Kendimden o kadar emin miydim?

Belki (:

 

Reklamlar

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s