Düşünme, Dil ve Ölüm üzerine | Kadın meselesi

“Humanum impotentiam in moderandis, et coercendis affectibus servitutem voco”

Son birkaç gündür, bilgisayarımda temizlik yaptığım sırada bulduğum bloglara/ dergilere yazdığım eski yazıları okuyorum. Eskiden – ki burada en az 10 yıl öncesinden bahsediyoruz – güncel olayları – genellikle kadın cinayetlerini – takip eder ve onlar üzerine yazardım. Üretkenliğimi kaybetmem ile günde 2 -bazen 3 – cinayet işlenmesinin, ülkenin yavaş yavaş bir cehennem simülasyonuna dönmesinin bir bağı var mı? O soruyu henüz cevaplandıramadım. Fakat şunu farkettim, zamanda ne kadar geri gidersem gideyim, yazıların altına linklediğim haberlerde kullanılan dil, yorumlarda sorulan sorular neredeyse hep aynı.

Düşünme ve dili kullanma şeklimiz zihinlerimize öyle bir kodlanmış ki, kurduğumuz cümlelerle dikkatleri ister istemez erkeğin üzerinden alıp kadına odaklıyoruz. Dilbilim üzerine çalışmalar yapan Julia Penelope’nin, daha önce de birkaç konuşmada kullanılan örneklemelerinden birini kullanırsak daha doğru anlatacağım sanırım. Kızının gözleri önünde, eski kocası tarafından canice öldürülen Emine Bulut’u ele alalım ve olası haber başlıklarını kurgulayalım. – Zamanında çıkan haber başlıklarını tam olarak hatırlayamıyorum

Eski kocası Emine Bulut’u öldürdü.

Emine Bulut, eski kocası tarafından öldürüldü.

Genç kadın öldürüldü.

Kıskançlık genç kadının sonu oldu.

Görüldüğü gibi erkeği işin içinden öyle güzel bir şekilde sıyırdık ki nasıl olduğunu biz bile anlayamadık. Başta fail durumda olan erkek, ortalara doğru yok olurken en sonunda işin içinde ne kadının adı, ne de eylemin dehşeti kaldı. Her şeyi romantikleştirmeyi adeta görev edinmiş yazı dili, cinayeti bir şekilde kıskançlığın doğal sonucuymuş gibi göstermeyi başardı. Bir şekilde eylemi gerçekleştiren yerine mağduru suçlamayı – bu basit bir güç sorunu olabilir, olmayadabilir – alışkanlık edinmiş durumdayız ve dolayısıyla, işlenen her cinayette zanlının sebeplerini kurcalamak, hesap sormak, sorgulamak yerine “Bu kadınlar niye bu erkeklerlerle çıkıyor?”, “Neden bu erkekleri çekici buluyorlar?”, “Neden bu adamlara dönüyorlar?”, “O partide ne giymişti?”, “Yaptığı ne aptalca” ,” Niye bir otel odasında bir grup erkekle içki içiyordu?” “Neden o saatte, o plazadaydı?”, “O sokakta ne yapıyormuş?”, “Zaten balerinmiş”, “Zaten parasını kendi bedeni üzerinden kazanıyormuş” “Otobüste neden yalnız kalmış?” vb yorumlara başvuruyoruz.

Art niyetli olanımızdan, konuya art niyetle bakmayana kadar çoğumuzun aklından ister istemez bu düşüncelerden en az biri geçiyor. Soru, vicdanı olanları kendinden tiksinmeye kadar götürüyor, o ayrı konu fakat durum aslında çok daha gerilere, hatta en zamanın başlangıcına kadar dayanıyor. Düşünce şeklimizdeki içinden çıkılmaz tekrarın sebebi, bütün bilişsel yapımızın kurbanı suçlayacak şekilde kurulu olması. Çoğu tamamen bilinçsizce yapılan yorumlar, zira bütün bilişsel yapımız kadınlar, onların seçimleri, ne yaptıkları, ne düşündükleri ve ne giydikleri hakkında sorular sormak üzere düzenlenmiş durumda. – Öyle diyorlar – İş, bunu dillendirmek ya da düşünce süzgecinden doğru bir şekilde geçirip- geçirmemekte bitiyor aslında. Tarihin – ve dolayısıyla ataerkil düşüncenin genimize kodladığı bazı şeyleri kırabildiğimiz sürece değişimi gerçekleştirebiliyoruz.

Peki, bu bizi nereye çıkartıyor?

Değiştirebildik mi? Değiştirebilecek miyiz? Ne yapabiliriz?

Ülkemizde son dönemlerde her gün en az 2 ya da 3 kadın öldürülüyor. Cinayetlerden bazıları aydınlanırken, bazıları aydınlatılamıyor ya da aydınlatılmasına izin verilmiyor… çeterfilli meseleler. O konulara hiç girmeyeceğim çünkü içinden çıkabileceğimi/ içinden sağlam çıkabileceğimi düşünmüyorum. Belki sonra… Sadece sizden son zamanlarda öldürülen kadınların isimlerini internet üzerinde aratmanızı istiyorum. Haber başlıklarına, düşüncenin vicdan süzgecinden geçmemiş, geçememiş -olmayınca ne yapsınlar – halini gözler önüne seren yorumlara bakın.

İtiraz etmek/ tartışmak yerine başlığı yeniden siz atın.

İntihar değil, cinayet deyin mesela.

Kıskançlık kurbanı değil, sevgili/nişanlı/koca/eski koca kurbanı deyin.

Aşk cinayet işletmez, kanlı ellerinizi, zehir saçan dilinizi aşkın üzerinden çekin deyin.


“Düşünme, Dil ve Ölüm üzerine | Kadın meselesi” için 2 yorum

  1. Siniestra: Es una sorpresa muy grata toparme con tu extraordinario blog. En México, donde vivo, mueren diariamente 10 mujeres, de cualquier edad, y desaparecen otras 13. Es el peor lugar para ser mujer en el hemisferio occidental, según cifras de organismos internacionales. Además, como periodista lamento y comparto tu indignación por los lamentable sesgos con los que este fenómeno es abordado y expuesto. Gracias por refrendar la causa al otro lado del mundo desde la hermosa Turquía. Y más agradecido aún que te haya gustado mi obra literaria, a pesar del idioma y tu follow. Saludos desde Villahermosa

    Liked by 1 kişi

    1. Dear Alejandro Rabelo Garcia,

      Unfortunately, women have to fight injustice and death all over the world. We’re being harassed, raped, killed and also we’re facing with violence. The rest of us have to be silenced to protect our life. Somebody’s got to make a sound for them.

      Thank you for your nice comment. Greetings from Turkey to Villahermosa.

      Liked by 1 kişi

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s