Kategori arşivi: Kısa Kısa

Ideal Kadın Karakter | Bölüm I

Millet olarak – daha doğrusu – bu topraklara ait olan kadınlar olarak meşhur bir kaçıs /boyun eğis cümlesine sığınıyoruz. Hepiniz bilirsiniz.

“Ben bilmem beyim bilir.”

Cümleyi, “Ben bilmem babam bilir” “Babama sormak lazım” “Abime danışmam lazım” “Beyime bir sorayım” “Sevgilim kızar” şekillerine uyarlayabiliyoruz, gördüğünüz gibi cümlemiz çok işlevli, bayandan çok kullanılmış olsa da hala canavar gibi çalışıyor.
Şimdi bu mantığı alıyoruz ve bu tatlı, bu cici mantığın bayıldığı kriterleri değerlendiriyoruz. Ülkemizde ağalı-paşalı-mafyalı-holdingli dizilerin tutmasının sebebi ne olabilir, sorusunu da soralım hatta. Sorduk mu?

Tamam.

Yıllardır popülerliğini hiç kaybetmemiş “Her genç kızın rüyası” gibi bir kavram var, bilir misiniz onu? Şu beyaz, giyildiğinde doğru düzgün oturulamayan, bir kere giyileceği halde dünyanın parasını bayıldığımız zımbırtıdan bahsediyorum. Sizi hareketlerinizi açıklamak zorunda kalacağınız bir erkeğe bağlayan, buna rağmen hayalini kurduğunuz hani?
Eğri oturup doğru konuşalım; karşınıza ömrünüzü birlikte geçirebileceğiniz biri çıkarsa evlenmek isteyebilirsiniz, evet ama bir elbiseye ya da başlı başına evlilik kurumuna “her genç kızın hayali” demek niye, diye soruyor insan değil mi? Siz sormuyor musunuz?

Sorun.

Şimdi bu her genç kızın rüyası kavramını alalım, sonra da biraz açalım.

Hayatının başlangıcındaki genç bir kadın neden evlilik hayali kurar? Ne oldu da gelinlik kavramı/hayali lise hatta ortaokul sıralarına kadar sızdı? Çocukluklarımıza dönelim, ellerimize tutuşturulan oyuncak bebekleri ve bize biçilen görevleri hatırlayalım. Özene bezene aldırdığımız oyuncak bebeğimizi kucağımızda sallayıp anne rolüne bürünmedik mi?

Çay takımlarımız, türlü makyaj malzemelerimiz, birbirinden tatlı kıyafetlerimiz vardı. Erkek kardeşlerimiz ya da arkadaşlarımız dışarıda oynarken biz evimizde bebeklerimizle oynamak zorunda kaldık. Onlar sokakta istedikleri kadar kalabiliyorken, biz belli bir saatten sonra eve girmek zorundaydık. Dışarıda olsak da narin bünyemiz erkeklerin sertliğini kaldıramazdı zaten. Kimse sokağın erkek çocukları için de tehlikeli olabileceğinin farkında değildi. Kendi duygularından korkan erkekler, gölgelerinden utanan kadınlar yetiştirdik.

“Hanım kız ol” “Yakışıyor mu bir kıza böyle hareketler” “Kız gibi davran” cümleleri beynimize nakşedildi senelerce. “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusundan önce “Büyüyünce kiminle evleneceksin bakalım?” dedi korkutucu gün teyzeleri. İlk o zaman aklımıza yerleşti, televizyondaki idealleştirilmiş karakterler.

Beynimize yerleşti, içimize işledi. Küçük zihinlerimiz, özgür bir kadının bile güçlü bir erkeğin çekimine eninde sonunda kapılacağına hükmetti. Nasıldı şu dizide? (Bkz: Asmalı Konak) Bahar güçlüydü, batılıydı, bambaşka bir kültürde büyümüştü ama aşiretin bağrından kopup gelmiş; eskiden birlikte olduğu kadını evinde yaşatan –üstelik başkasıyla evlendirip- geleneklerine körü körüne bağlı, ataerkil bir erkeğe aşık oldu. Evini, işini hatta geleceğini terkedip onunla gitti. Çünkü Seymen güçlüydü, zengindi, hükmediyordu. Dünya ve çevresindeki tüm kadınlar ona aitti.

Sevdiği kadını aldı, korudu, o arada silahlar patladı. Birkaç karakter birkaç kez vuruldu. Hiçbiri önemli değildi. Seymen’in bir silah taşıması önemli değildi. Çünkü bilirsiniz, bu kültürümüzde vardı. Hatırlar mısınız? At, avrat, silah.
İlk kurşun Asmalı Konak’la atıldı. Sonra arkası geldi, her zaman gelir bilirsiniz. Dizilerden birinde erkek karakter bin tane kadınla evlendi, diğerinde aile ilişkileri o kadar karıştı ki kim, kiminle nerede ne yapıyordu şaşırdık. Hepsinde tek bir ortak nokta vardı, kadın her zaman affetti. Kadın her zaman orada, evde, erkeğin dizinin dibindeydi.

Sene 2015. Asmalı Konak kaç yılında oynadı bilmiyorum.

Önceki yazımda Wattpad’de yazılan hikayeleri anlatmıştım sizlere, şu ağalı paşalı mafyalı olanları. Yakışıklı, zengin, genç ve güç sahibi adam hayallerinin nereden hortladığını az buçuk biliyoruz. Kadınlar zoru başarmayı severler, temeline indiğimizde herkese hükmeden bir erkeği evcilleştirme ve kendimize bağımlı kılma düşüncesi hoşumuza gider. Zira o güçlüdür, ağadır-paşadır-mafyadır, belinde silahı ve onlarca adamı vardır. Holdinginden içeri girdiğinde herkes emrine amade bir şekilde onu bekler. Çevresindeki herkesten zeki olmasının yanı sıra yakışıklıdır, muhteşem bir vücudu vardır ve sadece sizin görebildiğiniz bir şapşallığa sahiptir. Sizi alır ve o karşı koyamadığınız tatlı( ! ) zorbalığıyla kendine ait kılar. Bu bazen sevimlileştirilmiş bir tecavüzle, bazen psikolojik şiddetle gerçekleşir.

Vakit bulduğumda internette boş boş gezinmek yerine yeni keşfettiğim bu sitedeki hikâyelere göz atıyorum. Yazı dilini, yazma biçimini, olay örgüsündeki sıkıntıları geçmiş durumdayım. Her gözüme çarptığında beni delirten fiziksel detaylarla ilgilenmiyorum bir süredir. Kalem de kelam da pratikle gelişen şeyler, hikayelerde incelediğim genel unsur kadın karakterlerin davranışları. Çoğunlukla genç zihinlerden çıkan öykülerde genç kadınlar genel olarak zamanın başlangıcından bu yana bize dayatılmaya çalışılan pasif bir tutum içindeler. Erkeğin gücünü takdir eden, onun fiziksel özelliklerine hayran olan, erkeğinin özellikleriyle övünen, okulunu aşkı için bırakan ya da sosyal hayatından hiç bahsedilmeyen karakterler; Güçlü erkeklerin fiziksel ve sosyal gücünün rahatını süren kadınlar okuyorum.

İlk başta direniyorlar, okuyanları gülümseten ve sıcacık gülümsemelerini sağlayan bir süründürme aşaması bile yaşatıyorlar ana erkek karaktere, sonra sert kabuğun altından iç sızlatan bir duygusallık çıkartmaya çalışma aşaması başlıyor. Sorunları psikolojik olarak temellendirme aşaması ise en sevdiğim kısım, ülkemiz gördüğü her sorunlu insana şizofreni damgasını yapıştıracak gönüllü psikologlarla dolup taşarken amatör yazar arkadaşlarımızın aileden gelen sorunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkileri üzerine yaptıkları derin tespitler beni benden alıyor. Geçelim.

Konumuz ve bundan sonraki yazıların konusu olacak olan ana unsur kadın.

Belli bir kesim sokaklara dökülüp “Kadın ve erkek sosyal olarak eşittir” diye bağırırken yaratıcı zihinler dediğimiz topluluğun kadını bile isteye ikinci sınıf bir varlıkmış gibi gösterme çabasını anlatmaya ve örneklemeye çalışacağım kendimce.

Bu giriş yazımız olsun.

Türk televizyonlarında kadın adlı ikinci yazıda görüşene kadar, hoşça kalın.

Kısa Kısa #3 – “Onlar aslında kek hamuruymuş.”

aaaaaO kadar uzun zamandır bloga yazı girmiyorum ki yenilenen kısımlarını gördüğümde garip tepkiler verdim. Sayfanın açılmasını beklerken bana Pink Martini’nin Bitty Boppy Betty şarkısını hatırlatan bir şeyler yazıyordu misal.
Ne yazıyordu deseniz hatırlamam zira, blogu karıştırırken görseldeki ifadelerle karşılaştım.

Yukarıdaki aramaları yapan iki okuyucum için büyük bir hayal kırıklığı olduğumu tahmin ediyorum zira blogda shitting olayıyla ilgili tek bir kelime etmişliğim yoktu. BDSM vs. vs. hikayeleri yazıp aratan insanlar kaldığını da düşünmüyordum açıkçası. Hadi yazıp arattı diyelim, pek sevgili Google’ın önüne serdiği seçeneklerde beni bulacağını sanmıyordum. Daha önce BDSM konusu hakkında fazlaca atıp tutmuş olmamdan kaynaklanan bir durum olduğunu düşünüyor ve boşveriyorum.

Beni asıl üzen şey emek emek işlediğim canım bloguma gelen insanların tercih ettiği yollar, ilk iki bölümünü izleyip sonra unuttuğum Arrow’un nefis hatları olan başrol oyuncusu Stephen Amell’in fiziksel özellikleri ve bok/boklama hikayeleri yüzünden mi uğruyor onca insan bu bloga 😦

Çok üzülüyorum 😦 , diyecektim de yok ayol – Ayol?- Önümde uğraşmam gereken 350 sayfalık bir iş var ve ben onunla uğraşmamak adına elimden gelen her şeyi yapıyorum. Televizyonda izleyecek bir şey bulamayınca bloga sardım böyle. Bloguma uğrayanları hayal kırıklığına uğratmamak için suraya iki BDSM hikaye karalamayı isterdim ama…

Şöyle yapalım. Bir kitapçıya gidin, çok satan romanların olduğu bölüme gidip herhangi bir yeni çıkmış romana elinizi uzatın. Çok acayip şeyler var dostlar. Son zamanların modası olan hırpalamalı seksli kitaplar her köşede karşınıza çıkıyor. İdealleştirilmiş dominant erkeklerin evcilleşmesini büyük zevkle okuyorsunuz. Erotik kısımların haddi hesabı yok zaten.

Benim blogda ne arasın BDSM hikayesi, ben ancak laf yapıyorum buralarda. Hem canım okuyucu  onlar kek hamuruymuş, öyle demişlerdi bana.

 

Kısa bir film ve son zamanların kısaca anlatımı

* İyiyim sevgili izleyiciler, sadece fena halde yoğunum. Attığınız maillere ve buradan yazdığınız mesajlara dönemememin sebebi de bu. Öyle yoğunum ki başımı kaşıyacak vaktim yok, hatta şöyle diyelim. Tost,çay ve kahve üçlüsünden nefret etmeye başlayabilirim. İçim kurudu, resmen içim kurudu.

* Yazmadığım zamanlarda bir düzineyi aşkın kitap okudum, bazıları sorumluluktan bazıları da meraktan. Son zamanlarda çıkan ve okuyucuların çıldırmasına sebep olan kitaplar – Gabriel’in Cehennemi ve Fifty’nin ikinci kitabı da okuduklarım içindeydi. İki Twilight hikayesinin bu kadar tutması, Twilight fanfictionlarının uğurlu olduğu fikrini bilinçaltlarımıza işliyor gibi. Ben de oturup yeni bir Twilight fanfiction’ı falan mı yazsam? Tutmaz ama benim ki, sevgilisiyle karşılıklı bilgisayar oyunu oynayan bir tipim ben.

Şaka bir yana hani şu kendini kitap karakteri yerine koyma durumu vardır ya, kitaplardaki etkileyici erkeklere karşı elimizde olmayan bir çekim duyarız vs vs. Son dönemlerde çıkan aşk romanlarına bir göz attım da – toplasan ancak 10 kitap okumuşumdur bu konuyla alakalı- hiçbirinin erkek karakterine kapılamıyorum ben. Pek bir yavan geliyorlar, illa bir kulp buluyorum. Günümüz kadın yazarlarının hayallerindeki ideal erkek biraz garip sanıyorum ya da romantik okuyucuları sorunları ola yaralı erkeklerden hoşlanıyorlar. İlginç.

*Cloud Atlas’a hala gidemedim ve bu yüzden her an depresyona girebilir, çevremde gezinip her saniye bana yeni bir iş yükleyen insanları doğramaya başlayabilirim. -Evet, benim depresyon anlayışım bu-

* Yazının üstüne yerleştirdiğim kısa filmi çok severim, ne zaman izlemiştim hatırlamıyorum ama dosyalar arasında görünce burada da paylaşayım dedim.

* Son zamanlarda deli gibi oyun oynuyorum.  Aion’u bırakmıştım, yeniden geri döndüm. Bir sürü de Türk buldum, oynamak isteyenler mail falan atarsa yardımcı olmaya çalışırım. Black Ops 2 diğer versiyonların yanında sönük kalmış ama onu da oynadım, Skyrim’i de oynayacağım bir ara ama bir türlü fırsat bulamıyorum. -Zaman ayırıp doğru düzgün bakamıyorum diye saçlarımı kestirdim ama her gece en azından 1-2 saatimi oyuna veriyorum, evet tam olarak burada benim yaşam biçimimi sorgulayabiliriz.

*Twitter’da orada burada şurada var mısın?, diye mailler geliyor. Hakkında bölümüne About Me diye bir şey koydum, sizi benim tüm bloglarımın ve üye olduğum çoğu sitenin linki bulunan bir siteye yönlendiriyor. Oradan dördüncü hesabımı açtığım ve şu anlık uzun süre onda devam edecekmiş gibi durduğum twitterıma, pinterest hesabıma vs vs. ulaşabilirsiniz. Sorduğunuz çoğu siteye üyeyimdir ama kullanıp kullanmadığım konusunda emin olamazsınız. Her sitede bir üyelik açma gibi garip bir hobim var. Duruyor orada o lazım olur mantığıyla. – Bunu kazak alırken bir beden büyük alıp, büyüyünce de giyersinci teyzelerin mantığı olarak düşünün-

Bugünlük bu kadar, kısa zamanda gelmeyi ve sizlere yeni yeni kitaplar/filmler/şarkılar tanıtmayı amaçlıyorum.

Saygılar, sevgiler.

Yazardan saçma sapan notlar #2

Blogu silkeleyip kendine getirmek adına menüleri vs düzenledim. Şu an büyük iş yapmışsın, aferin vs gibi alaylı sözlerinizi duyabiliyorum ama benim gibi erteleyen bir bünye için bunlar son derece önemli gelişmeler, o yüzden kıymetini bilmeseniz de en azından homurdanmayın. Rica ediyorum.

Neler oldu?

Temayı değiştirdim – Bunu dün yapmıştım aslında (: –

Menüleri ekledim. – Hakkında kısmından diğer bloglarıma ve iletişim için mail adresime ulaşabilirsiniz. Diğerleri eskiden de vardı zaten, onların özetini geçmiyorum. Seçeneklerin üstüne gelince alt sayfasını olanlar yanda açılıyor işte –çok güzel açıklarım

Başka da birşey yapmadım, hiçbir şey yapmamışım aslında ama onu oraya, bunu buraya sürüklerken insan “Oyy, ne çok şey yaptım” moduna girebiliyor. Her neyse, ben yine uyuyamadım o yüzden saçmalıyorum. Hepinize güzel haftasonları dilerim.

Yazarın okumazsanız ölecek hastalığına tutulmuş olan notu

Tamam, bu bloga üvey evlat muamelesi yaptığımın farkındayım. Çok az kişiyi takip ediyor, bu hesapla takip ettiğim hiçbir bloga yorum yapmıyorum, bu yüzden halka açılamadı vs vs.  Oradan buradan duyup gelen ya da binbir tehditle adresi alan arkadaşlar dışında kimse okumuyordu burayı eskiden, ben de yalnızlığımın keyfini sürerek abuk subuk yazıyordum.

Ama birden olanlar oldu!

Ne Fifty’ymiş yahu gelen gelene, blog açıldığı günden beri – ki bu arada 4-5 kez kapandığını, 1.5-2 ay hiç ilgilenilmediğini de sayarsak- hiç bu kadar ilgi görmemişti. Tamam, diğer bloglardan alışığım ama  – yazar, kendini bir halt sanmakta– bu blogda bu tarz bir ilgiye alışık değilim. Ne diyeyim şimdi ben bu Bay Grey’e, beni tavana bağlada kırbaçla mı?

Yok, yok. En iyisi şöyle diyeyim, beni tavana bağlada tavan kafana çöksün inşallah. – (:

Lafın özü, ilgi alaka için teşekkür ederim sevgili ziyaretçiler. Bana okuyucuların olmasının ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlattınız. Yazdığınız mesajlara en kısa sürede dönmeyi umut ediyor ve gidiyorum.