“Ustume yapar mısın?”

480452_575991849092835_613528062_n

Sabahın ilk saatleri, düzensiz bir uyku düzenim olduğundan apartmanın hatta mahallenin koruyuculuğunu üstlenmiş durumdayım. Dışarıda havlayan köpeği ve köpeklere şarkı söyleyen acayip kadını –ödümü patlattı- saymazsak oldukça sakin bir gece geçirdim diyebilirim.

Karanlık ve sessizlik beni korkuttuğundan odamdaki tüm elektronikler çalışır durumda. Herkes uyuduğunda iyice depreşen yalnız halime ses oluyorlar. Gürültüsüyle adeta oda arkadaşım olan televizyon kafasına göre takılırken rastladım gece gece zaten arızalı olan psikolojimi iyice bozan programa.

Çok sevdiğim kuzenim gündemden Flash Tv ve Samanyolu Tv kanallarını izleyerek uzaklaştığından, zap yaparken –yine mi halay çekiyorlar acaba?, sorusuyla- Flash Tv’ye mutlaka uğruyorum. Bu gece, izlediğim dizinin yüklenmesini beklerken rastladım Ne Çıkarsa Bahtına isimli güzide programımıza.

“Ay ben kesinlikle izlemiyorum öyle şeyleri, zap yaparken rastlamasam haberim bile olmaz” yalanı söylemeyeceğim. Sadece belgesel izlerim geyiğine hiç bulaşmayacağım, çocukluğu ve babasıyla geçirdiği her anı belgesel izleyerek geçen bir insan olarak yalnız vakitlerimde saçma sapan şeyler izleyebiliyorum. Pek fazla katlanamadığım ama katlanabildiğimce izlediğim izdivaç programları da bunlara dahil.

Türk televizyonlarının evlilik programlarını keşfetmesi Flash tv ve Esra Erol sayesinde oldu, diyebilir miyiz? İnanın bilmiyorum, konu hakkında bildiğim tek şey Esra Erol’un bir zamanlar televizyonumuzun en neşeli kanallarından biri olan Flash tv’de çalıştığı, bir de böyle saçma sapan bir formatın yalnızca Flash Tv’den çıkabileceğini düşünmem.

Açık konuşmak gerekirse oturup kırk yıl düşünsem, aklıma evlilik programı yapmak gelmez.

İzdivaç programları birçoğumuzun eleştirdiği, eleştiren çoğunluğun %90’lık kısmının vakit buldukça takip ettiği yayınlar oldu, bu reddedemeyeceğimiz bir gerçek. Arkadaşlar biz neden yerimizde sayıyoruz?, sorusunun cevaplarından biri dahi olabilir.

Başlarda insanların son çare olarak gördüğü, genellikle boşanmış ya da yaşı geçmiş insanların çıktığı programlarda şimdi yaşıtlarımı hatta benden genç insanları görüyorum. 18-19 yaşlarında genç kızların ekrana çıkıp, evi geçindirebilecek, iyi bir maaşı olan, bakımlı vs. birini araması sadece bana garip geliyor olamaz, değil mi?

Önceki gün, bu tarz programlar üzerine açılan bir sohbette tartıştığım bir arkadaşım “Belki de güvenmek istiyorlardır” dedi “Sen izlemediğinden bilmiyorsun ama o programlarda karşındakini kandırma gibi bir şansın yok. Televizyonda gören biri bağlanıyor hemen yayına”

İnsan yeter ki istesin, demek yerine onayladım onu. Hala anlamış değilim. Orta yaşlı insanları geçelim, genç bir erkek ya da kadın… Durun durun değiştirelim, 18-19 yaşlarında hayatının en güzel dönemlerinde olan bir genç kız neden evlenmek ister? Her şeyden önce bunun altında yatan sebebi anlamak zorunda değil miyiz?

Çok aşıksındır, uzun bir süredir biriyle birliktesindir ve artık evlenmek gerektiğini düşünüp; bu ülkede evlenmekten başka şansımız mı var arkadaşım?, dersin. Akıl erdirememekle birlikte anlamaya çalışırım. Zira sokakta birbirine sarılmış çift görünce dellenen bir milletiz biz. Aşık olmak, sevmek- sevişmek istemek gibi insani eylemleri anlamakta güçlük çekiyoruz. Sevdiğine sarılsan gençliğin gittiği yön sorgulanıyor. Batının ahlaksızlığından dem vuruluyor. Üstüne bir de onlarca güzel sıfata sahip oluyorsun. Namus bekçisi o kadar çok ve namus anlayışının sınırları o kadar geniş ki namusun ne olduğunu unutuyor insan.

Fakat hayatının en güzel dönemlerini doya doya yaşamak varken, evlilik denilen deli saçması olaya balıklama dalanlara akıl sır erdiremiyorum. Otur anne babanın yanında ya da kendi evinde hayatın keyfini çıkart be canım, evlilik neyine? Ben 19 yasındayken kendi kendimi zor doyuruyordum, bırakın evliligi. Çok güzel, dudak uçuklatacak bir şey sanki. Gör çevrendeki çiftlerin halini.

Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım programlar kurgu mu yoksa gerçek mi, bilmiyorum. Oraya çıkmayı tercih eden insanlara herhangi bir lafım yok. Cast ajansından toplama diyenler olduğu gibi, onlar normal, halktan insanlar kardeşim diyenler de var. Bilmiyorum, araştırmadım, araştırma gereği duymadım. Benim ilgilendiğim kısım programa çıkıp eş arayanlar da değil zaten.

Benim ilgilendiğim kitle, izleyiciler. Televizyonlarımızı kuşatan bu “Emeklin var mı?” programlarını 7-70’e, okuma yazma bilmeyenden-iki üniversite bitirmiş insana kadar herkes izliyor mu? İzliyor. Ahlak, namus, ıvır zıvır diye yırtınan teyzelerimiz ekran başına kurulup tüm değer yargılarını zigonun üstüne bırakıyorlar mı? Bırakıyorlar.

Hah, işte benim takıldığım nokta tam olarak orası.

Ne demiştim yazının başında, az önce Flash Tv’de duyduğumda neredeyse boğulduğum bir diyalog yaşandı. Erkeğimiz nispeten genç, borçları var. Kendi hayatını bir şekilde kazanmaya çalışıyor. Birikimi var, sigortasını ödüyor ama çalışmaktan pek hoşlanmıyor. Bu yüzden sigortasını ödeyecek, ona bakabilecek, emeklisi, evi ve arabası olan bir hanımla evlenmek istiyor.

Bunu oturup izleyen, normal karşılayan hatta ve hatta talip olan insanlar var. Eleştirmiyorum, elbette bir kadın bir erkege bakıp, ihtiyaçlarını karsılayabilir. Ülkemizde pek alısılmayan bir durum olsa da, tamamen tercih meselesi. Benim takıldığım nokta, bu tarz şeylerin alenen söylenmesi. Bir kadının kalkıp maaş sorması kadar itici geliyor bana bu tarz istekler. -O tarz programlardaki kriterlerin geneli bana itici geliyor o baska. Manavdan elma mı alıyoruz? Çürüğü olmasın, ekşi olsun, irice olsun vs vs.

Bizler televizyonlardaki güzel kızın, daha az hoş görünen kıza tercih edildiği filmler/dizilerle büyüdük. Sevdiğimizi öpmenin bile ayıplandığı bir dönemi yaşadık.

Şimdiki nesil, insanların birbirilerine maddi durumlarına bakarak yaklaştığı; erkeğin çoğunlukla dış görünüşe, kadının ise cüzdanın kabarıklığına önem verdiği gerçeğiyle büyüyor. Normalde 1-2 yıla yayılacak aileyle tanışma-nişan-düğün vs gibi etkinliklerin 15 güne sığdırılmasının oldukça olağan olduğu bir dönem yaşıyorlar.

Tüm bunlardan sonra hala evlilik kutsal, çocuklar geleceğimiz, ahlak aşırı önemli değil mi?

Oturup bir daha düsünsek iyi olur sanki, kutsal dedigimiz, ugruna sokaklarda yırtınıp, tanıdıgımız ya da hiç tanımadıgımız insanların gururunu/gelecegini paramparça ettigimiz her seyin icine ettik gibi.

Neyse.

Bir sözlük kullanıcısı, bu tarz programlardaki görüşmelerde zaman sınırlaması olsa maddi sorular yüzünden –Ne kadar maaş alıyorsun? Evin var mı? Araban var mı? Sigorta?- insanların birbirlerini adlarını dahi soramayacağını yazmıştı. Okurken siz de ona hak vermiyor musunuz?

Inanmısım kaybetmek esrarıdır olmanın

“inanmısım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmıs bir vasak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmusum kaybediyorum.
birlesmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet saskın, piyanist kara
memleket sana ragmen ket vururken yarama
su çıplak çocuk su tüyük bürk sairi ben
-ve emir “kun” diyor; doguruluyorum-
“bu ülke”den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.”

Puppy Love

Bu reklamı gordugunde ekrana bakarak hoplayıp zıplayan, görüntüye burnunu dayayıp koklamaya calısan bir sapsal sahibiyim. Bacaklarım mindere donmus ve saglam bir tane terligim kalmamıs olsa da herkese hayvan sevgisini bir sekilde tatmasını öneriyorum.

Bizimkisi peşinden kosacak bir at bulamasa da kedilerle cimlerde yuvarlanmak ve bahcedeki rotweiler’a satasıp benim arkama saklanmakla zamanını geciriyor.Her gördugu insana cilve yapması ve gel diyene hoplaya zıplaya gitmesiyle pek güvenilir degil. – Evet, reklamdaki yavru kadar sadık degil kendileri,  yuruyuslerde kuyruk sallayıp, yaklasıldıgında yalamadıgı insan yok :/

Bu gönderiyi size en sevdigimiz yer olan balkondaki terlik mezarlıgından, çok zor sartlar altında -üstümde 9 aylık bir köpek var a dostlar- yazıyorum. Umarım reklam beni gülümsettigi gibi sizleri de gülümsetir.

Sevgiyle kalın

Kım korkar koca, sarısın kurttan? : Bıtten

MV5BMTY2MjE0NDgwN15BMl5BanBnXkFtZTgwMDUyNjc4MDE@._V1_SX640_SY720_

Syfy’ın yeni dizisi Bitten, Kelly Armstrong’un Women of the Otherworld kitabından uyarlanan bir dizi.  Bir ısırıkla dünyası ikiye bölünen Elena, kaçıp kurtulduğunu sandığı vahşi yönünü, evinin olduğu bölgede işlenen cinayetler yüzünden yeniden ortaya çıkartmak zorunda kalıyor. Bla bla bla

Gördüğünüz üzere dizi/kitap/film tanıtımı yapmak gibi bir yeteneğim yok. Bunun yerine bolca devrik cümle kuruyor ve bu cümlelerin neredeyse hepsinde saçmalıyorum. Yoksa bende isterdim burada size diziden ve oyunculardan kısaca bahsetmeyi, özet geçerek hiçbirinizi sıkmayacak bir şekilde işimi bitirmeyi ama yok, o yeteneği koymamışlar benim yetenek paketinin içine.

Bitten, biraz da “Twilight’ın olayı bitti arkadaşlar, Teen Wolf tutuyormuş bu aralar hemen kurtlara yönelelim” düşüncesinin kurbanı olan bir dizi. Bildiğiniz gibi vampirler bir süreliğine tabutlarına kapatıldılar, yerlerine kurtlar ve uzaylılar bakıyor. Uzaylılar artık E.T ya da Çılgın Marslılar’da gördüğümüz gibi eciş bücüş değiller. Hepsi yakışıklı, hepsi çekici, hepsi için kahrolup yerlerde yuvarlanıyoruz. – Uzaylılar popülerdi, değil mi? Yanlış bilgi kurbanı olmayayım da -Aslına bakarsak son zamanlarda genç yetişkin türde neler olup bittiğinden pek emin değilim, daha çok alanımı ilgilendiren kitaplara yöneldim ki bunun sinirlerim açısından hayırlı olduğunu da söyleyebiliriz. – Evet, kitaplara sinirlenebilecek kadar kafadan çatlak bir insanım.

Henüz iki bölümü yayınlandığından dizi hakkında da fazla atıp tutamayacak, iyi ya da kötü diyemeyeceğim ama diziden şahane bir kurtadam efsanesi çıkacak gibi durmuyor. Kaldı ki bugüne kadar okuduğum ya da izlediğim kurtadam romanından zevk almışlığım da yok. Kimse oturup, bol kanlı, çatışmalı, kurtların doğasını ortaya koyan şeyler çekmiyor. –Hayır, şiddet bağımlısı değilim. Sadece her yerde çarpıtılmış bir romantizm görmekten bıktım.

Dizi göze hoş gelen erkek karakterleri ve uyarlama olmasının verdiği güvenceyle iyi bir çerez dizi olacak gibi duruyor. Fiziği düzgün erkek karakterlerimizin popolarının bolca gözüktüğünü meraklısı olan arkadaşlara duyurmayı borç bilirim, o yüzden benim gibi açıp eşek kadar televizyonda izlemeyin. Odaya birileri girince ekrandaki çıplak insanlar ve battaniyelerin altına girmiş –Grip oldum a dostlar 😦 – yarı kapalı gözlerle ekrana bakan siz iyi bir ikili olmuyorsunuz.

“Ya bu fantastik dizi ehehe” açıklaması da “Hıı, anladım ben fantastiği” cevabıyla kendi kalenize geri yollanınca ortada kalıveriyorsunuz.

Kısa kesersek, diziyi önerir miyim? Bilmiyorum, takip edeceğimi düşündüğüm bir dizi değil açıkçası. Kitabı okudum gibi hatırlıyorum ama sorsanız konusunu da anlatamam sizlere. Bildiğim kadarıyla Kelly Armstrong’un ülkemizde yayınlanan bir kitabı da yok. Artemis’in bir kitabın haklarını aldığı söyleniyordu ama onun hakkında da bir malumatım yok.- Bunları neden anlatıyorum o konuda da bir fikrim yok.

Genç fantastik olayını seviyorum ben arkadaşım, vaktim bol bir bakarım diyorsanız izleyin derim yine de. Kurtlar filan var, dolaşıyorlar, boğuşuyorlar, kadın olan insan sevgilisiyle sevişiyor , rüyasında kurt olan eski sevgilisini görüyor filan. Bolca kaslı çıplak adam görüyorsunuz ki başroldeki arkadaşlardan birinin yüz kemik yapısını hafiften kurda benzettim ben. –İlaçlardan kafam güzelleşmiş de olabilir, bilemiyorum-

İyi bir şeyler izlemek istiyorum ben!, diyenlerdenseniz sizi The Americans, Orphan Black,  Da Vinci’s Demons, Vikings, Orange is the New Black, Master of Sex, Hannibal, Blacklist gibi güzel dizilere bekliyorum.

 

#14

❝Canım. Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmaya devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı.❞

 

-Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

❝İnsanı mutlu kılabilecek tek bir şey düşünebiliyorum;
yeni başlayan biri olmak.
Yüzyıllar uzunluğundaki trenin ardından ilk sözcüğü yazan biri.❞

Rainer Maria Rilke