Etiket arşivi: 1.19:1

The Lighthouse | İktidar, yalnızlık ve delilik

Yazıya başlamadan önce Twilight’ta canlandırdığı karakter sebebiyle oyunculuğunu ve kendisini yerden yere vurduğum Robert Pattinson hakkında söylediğim tüm sözleri bir güzel yuttuğumu dile getirmek istiyorum.

Uzun zamandır listemde olan The Lighthouse’u izlemeyi sürekli erteliyor, zihin yapımın karanlık ve depresif bir havayı kaldıramayacağı düşüncesiyle öteledikçe öteliyordum. İyi de yapmışım. – Film depresif ve karanlık olduğundan değil, hazmedebilmek için sağlam bir kafayla izlenmesi gerektiğinden.- Film, The Witch’le sinema dünyasında adını duyurmuş olan Robert Eggers’ın korku/dram türündeki filmi olarak tanımlanıyor fakat 1 saat 50 dakikalık bu sembol anaforunu korku/dram kategorilerine hapsetmek ne derece mantıklı, karar veremiyorum.

The Lighthouse, Thomas ve Ephraim’in görevleri için ıssız ve ufak bir adada bulunan gizemli deniz fenerine gelmesiyle başlıyor. Eski bir denizci olan ve uzun yıllardır deniz feneriyle ilgilenen Thomas ve yanına yeni gelen/verilen çaylak Ephraim’in çalkantılı hikayesinin temelleri daha ilk sahnelerde atılıyor. Feneri iktidar alanı olarak gören Thomas, Ephraim’i çeşitli ayak işlerine koşarken başlarda takındığı dost canlısı tavrı yavaş yavaş kaybedip, Ephraim’in fenere olan ilgisi arttıkça gittikçe daha da saldırganlaşıyor. İlişkileri bir tür köle- efendi ilişkisine evrilirken, iktidar ögesi olan deniz feneri gizemini korumaya ve izleyicinin aklını karıştırmaya devam ediyor. Filmin içine serpiştirilen çeşitli sesler ve siren görüntüleri, tek gözlü martılar derken kendinizi görsel bir şölen içinde kaybediyor; mitolojiye az da olsa ilginiz varsa, onlarca teoriyle boğuşurken buluyorsunuz.

En büyük amaçları deniz fenerini ele geçirmek olan iki karakter bir süre sonra erk kavramının tüm zehrini filme saçıyor. Film boyunca her şeyin – güzelliğiyle çağıran sirenlerin, kuyunun, deniz fenerinin ve hatta karakterlerin- deliliğin sınırında olan Ephraim’in zihninde olup bitenlerden ibaret mi yoksa gerçek mi olduğunu çözmeye çalışıyor, mitolojiye yapılan göndermelerle keyifleniyoruz.

Eğer mitolojiye, felsefeye ve psikolojiye ilginiz varsa, içinde onlarca sembol barındıran ve harika oyunculuklarla taçlandırılmış bu film tam sizlik. Willem Dafoe’nin müthiş bedduası ve gömülme sahnesi için bile izlenmeye değer diyebilirim.