Etiket arşivi: Erkek Olmanın Tehlikeleri

İdeal Erkek Karakter | Bölüm I

Pandeminin hepimizi evlere hapsettiği şu son dönemde, televizyonla en alakası olmayanımız bile meşhur aptal kutusuna bir selam vermek zorunda kaldı. Zira insan izlemiyor olsa bile evde ses istiyor ve hiç kuşkusuz televizyon yalnızlığın sessizliğini dağıtmak için en kullanışlı aletlerden biri. Doctor Foster isimli diziden uyarlanan Sadakatsiz ise son dönemin en çok konuşulan dizilerinden diyebiliriz. Takip edebildiğim kadarıyla – berbat bir televizyon izleyicisi olduğumu belirtmek isterim – fena da ilerlemiyor. Belli başlı sahneler bizim dizi süresi standartlarımız için gereğinden fazla uzatılsa da, kanal değiştirtmiyor. Konum bu değil, ben dizinin ana erkek karakteri olan Volkan hakkında konuşmak istiyorum zira Volkan’a her bakışımda ataerkil kültürün iyice kontrolden çıkmasıyla oluşan erkek profilini görüyorum.

Dizide anlatıldığı – ya da benim takip ettiğim- kadarıyla Volkan evlilik hayatları boyunca eşinin gölgesinde kaldığını hissetmiş, kafasında yarattığı bu gölgede gizli gizli kadından nefret eden bir adam. – ki bu hiç önemli değil – Karısını düzenli bir şekilde aldatıyor ve sevgilisinin yanından evine her dönüşünde karısını ona sonsuz bir güven ve aşkla bakar halde bulunca durumdan haz alıyor. Yarattığı diğer evrende, başka bir kadının gözünde çok daha yüce. Bir kadınla eşit olmayı, eş olmayı seçmek yerine başka bir kadının toyluğunu, ilk hevesini kullanıp bu hislerle kendini yüceltiyor.

Her neyse, sonra olaylar ortaya çıkıyor ve eşiyle ayrılıyorlar vs vs. Dizi ya da karakter yorumlama olayına girmeyeceğim. Değinmek istediğim nokta, Volkan karakterinin boşanmadan sonra takındığı tavır; Volkan, boşandığı kadını sahiplenmekte bir sakınca görmüyor ve bu da kadının yanında gördüğü herkese ölçüsüz bir öfkeyle yaklaşıp, özel alanını işgal etmesini, boşanmayı “başka bir kadınla legal olarak birlikte olabilmek fakat eski eşin hala ona -sadece ona- ait olması şeklinde anladığını gösteriyor. Ağzından “Karım” hitabını sıkça duyuyoruz, “Eski karın” diye düzelten herkese öfkeleniyor ve işleri daha da çirkinleştiriyor. Zira Asya, boşanmış olmalarına rağmen onun malı. Tekvin’de işaret ettiği gibi “… ve arzun kocana ait olacak , o da sana hakim olacaktır.” ( 3:16-17;abç) Biz son bir ekleme yapalım. Sonsuza dek.

Volkan’ın mantığı boşandıklarını kabul etmiyor gibi, kadın hala ona ait. Kadının evi, bedeni, her şey ona ait. Ondan nefret ediyor, yine de sahipleniyor zira o, adamın malı. Diziden uzaklaşalım, kanal değiştirelim ya da twitter’a girelim. Herhangi bir haber kanalına ya da kanalın/gazetenin sosyal medya sayfasına, karşınıza kaç kadın cinayeti haberi çıkıyor? En az 2-3, bazen daha fazla. Öfkeli eski sevgilileri, kıskançlığına yenik düşmüş eski kocaları okuyoruz. “Tahrik etti” diyorlar, “Kanıma dokundu“, “Aşıktım, kıskandım, kendime engel olamadım.” – Vahşetin ısrarlı bir şekilde romantize edilmesini, gazetelerde ya da televizyonda ısrarla “Kıskançlık Cinayeti” “Kıskanç Koca vs” başıklar görüp duymamız başka bir yazının konusu –

Benim takıldığım nokta, erkeklerin kent devletleri -tahmini – ortaya çıkmaya başladığından bu yana sürdükleri ısrarcı “Ben her şeyin sahibiyim, ben Tanrı’nın lütfunu taşıyanım, her şey bana hak” tavırları. Volkan’ın takındığı tavır da bu anlayışın bir türevi. Bir kadından ayrılabilirim, başka bir kadınla evlenebilirim ama ayrıldığım kadın hala benim kurallarıma göre hareket etmeli, benim canımı sıkacak hiçbir şey yapmamalı. Zira o benim hakimiyetim altına verildi, benim tohumumu doğurdu. Kendini sonsuza dek bana ait kıldı. Sadakati benim, bedeni benim, zihni benim.

Bu sadece dizi karakterlerinde karşımıza çıkmıyor. Hayatımızın her anında böyle adamlarla karşı karşıya gelebiliyoruz. Belki de onlardan biriyle birlikteyiz ya da yan komşumuz – her gün kapıdan çıkarken selam verdiğimiz o güler yüzlü adam- onlardan biri ya da belki şu an bunu okuyan siz, siz de onlardan birisiniz. İçinize derinizin altına nakşedilen kutsal tohum taşıyıcılığı sizi gizlice zehirliyor. Siz, tarlaları sürmek için gönderilensiniz. Siz “Allah’ın Oğulları'”ndan biri, bizlerse İnsan Kızları’yız. [Tekvin] Yüzyıllardır binlerce şekil değiştirmiş efendi-köle ilişkisinin son evriminden sonra iyice içe, derine gömüşmüş ilkel yanınız ufak ufak fısıldıyor, kim bilir? Tehlikeli yan şu ki, bazen çok geç olana kadar köklerimizden getirdiklerimizin pek farkında olmuyoruz. Aniden ortaya çıkıveriyorlar. Pek tüm bunların arkasında ne var ?

Erkekler mantar gibi yerden bitmediklerine, son zamanlarda sıkça onlar tarafından zulme uğrayan kadınlar tarafından ve onlarla aynı yoldan meydana geldiklerine göre, tam olarak hangi aşamada canavar içlerine yerleşiyor?

Tekvin’in Çıkış bölümünde “Komşunun karısına, yahut kölesine, yahut cariyesine,yahut öküzüne, yahut eşeğine…tamah etmeyeceksin.” deniyor. Kutsal kitaplarda kadın çoğunlukla “Tarla” olarak adlandırılıyor. “Kadınlar sizin tarlanızdır, tarlalarınızı dilediğiniz gibi ekin.” Günlük dilde karşımıza sıkça, erkeği yücelten kadını ise “Erkek adam ağlamaz”‘lar ya da “Karı gibi ağlama”‘lar. “Uslu kız ol.” “Kız çocukları akşam ezanından sonra eve girmez.” “Göster oğlum amcalara” “”Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” “Kızını dövmeyen dizini döver” vd. deyişler çıkıyor. Çocuklarımızı cinsiyet kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalarak yetiştiriyor. Hiçbir şeyden anlamadıklarını düşünerek onlar yanımızdayken içimizden geldiği gibi konuşuyoruz. Komşumuzun mahalle kurallarına uymayan hallerini eleştiriyor, falancanın kızının etek boyundan uzun uzadıya bahsediyoruz. Arka planda sessce oynayan çocuk umrumuzda değil zira bizi anlamıyor.
Hata. Ah ne büyük hata. Çocuğun zihnindeki sünger söylenen her şeyi emerken bir yandan da özenle bilinçaltına nakşediyor. Konumuzla ilintili durumlarda çocuğun zihni şöyle diyebiliyor; kadın öyle düşmüş bir varlık ki sadece erkekleri değil, kendi türdeşlerini bile utandırabiliyor. Ona sahip çıkmalı, ona hükmetmeliyim. Peki bunun bizi sürüklediği yer neresi?

Demosthenes,
“Zevklerimiz için Hetairalarımız, günlük ihtiyaçlarımız için
cariyelerimiz ve bize meşru çocuklar verip, ev işlerini yapmak için
karılarımız var,
” diyor.

Demosthenes M.Ö 384’de yaşamış, 2021 yılındayız. İnsanlar değişiyor, teknoloji gelişiyor fakat zihniyet, zihniyet hala aynı. Zihniyet hala “boşanmayı”, “bağları koparmayı” doğru bir şekilde algılayamıyor. Kadınlar, boşandıkları erkekler tarafından – bu bir genelleme değildir. – kısıtlanmaya, taciz edilmeye devam ediyorlar. Çünkü zihnin evrimi özgürlük konusunda takılmış kalmış.

Sadakatsiz dizisindeki Volkan karakteri bu durumun en belirgin örneklerinden biri ve ne yazık ki onu kınayan çoğu insan, dışarıda böyle bir durumla karşılaştığında “Ah” diyor “Eski karısını sevdiğini anladı.” “Ah, hala aşık” “Çocuğuna ve çocuğunun annesine sahip çıkıyor.”

Hayır. Bize sahip çıkmak zorunda değilsiniz.

Yapılan şey sevgi değil, sevgi böyle bir şey değil. Sevgi kısıtlamak, kurallar koymak, yaşam alanını işgal etmek değil. Ait olmak – Sahip olmak karmaşası değil. Sevgi şiddete meyilli değil.

Yazıyı Nazım Hikmet’ten çok sevdiğim bir alıntıyla bitireyim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine