Etiket arşivi: Lord of the rings

Ergen sayılırlar ama olsun; The Shannara Chronicles

Bir önceki yazımda işsizliğe fena halde özendiğimden dert yanmıştım. Ne zaman bir işim olsa ve bu iş önemli olsa, zihnim hiçbir işim olmadığına ya da olan işlerin önemsiz olduğuna karar verip saçma sapan şeyler yapmaya başlıyor.

Shannara Chronicles’a da böyle bir dönemde başladım. Dizi hakkında birkaç haber okumuş fakat gerek kadro, gerekse yapımcı yüzünden pek önemsememiştim. Çünkü MTV tarafından çekilen bir diziydi, anlıyorsunuz ya. Ben ergenlik dönemini kapatıp, o heybetli kitabı yatağımın altına saklayalı yıllar olmuştu. Haberi okuduktan birkaç dakika sonra dizinin aklımdan uçup gittiğini bile söyleyebiliriz. John Rhys-Davies ve Manu Bennett bile kurtaramamıştı diziyi öyle söyleyeyim. Evet sevgili dostlar, dizi LOTR’un en sevilen karakterlerinden Gimli’yi ve gönüllerde farklı rollerle taht kurmuş olan Manu Bennett’i barındırıyor.Konumuza gelirsek;

Shannara fantastik bir evren, bu tarz yapımlarda fantastik izleyicilerinin ve yapımcıların en önemli önceliği izleyiciye hikayede anlatılan evreni yansıtması ve o hissi yaşatmasıdır. Zira fantastik evrenler söz konusu olduğunda kullanılacak alanları çevremizde görmemiz pek de mümkün olmuyor, eh bu tarz işlerle ilgilenenler de görsel olarak doyurulmayı bekliyorlar haliyle. Televizyon bütçesiyle iyi bir iş ortaya çıkartmak her ne kadar zor olsa da dizi bu açıdan oldukça başarılı diyebiliriz; çekimler, özel efektler ve kostümler gayet iyi durumda.

Hikaye, hikayenin işlenişi hakkında pek yorum yapamıyorum zira kitaplar Türkçeye çevrilmiş olsa dahi Terry Brooks’un yazdığı Shannara serisini okumadım fakat izlediğim kadarıyla söyleyebilirim ki dizi fena gitmiyor. Yeni dönemin LOTR’u diyemem- ki bir okuyucu olarak efsaneleşmiş LOTR’da bile hikaye işlenişi olarak büyük hataların olduğunu söyleyebilirim – Dwarf ve Elf aşkı nedir a dostlar? – yine de dizi izlendikçe insanı sarıyor ve bir sonraki bölüm neler olacağını merak etmenizi sağlıyor.

Başrollerin hiçbirini tanımadığımdan ve ben de isimlerini araştıracağım kadar büyük bir etki bırakmadıklarından oyunculuk üzerine uzun uzadıya konuşamayacağım fakat yan rollerin diziye büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Uzun lafın kısası; Fantastik edebiyatla ve sinemayla ilgileniyorsanız, Shannara Chronicles kesinlikle iyi bir tercih. Karşınızda LOTR gibi sizi alıp bambaşka bir evrene sürükleyecek bir hikaye yok, evet ama en azından görsellik iyi diyebiliriz. E, tamam Game of Thrones kadar da germiyor ama araya 2-3 aksiyon katmaya bir şeyler yapmaya çalışmışlar haklarını yemeyelim.

Shannara’nın en önemli özelliğinin fazla başarı elde edilemeyen fantastik alanda bir atılım yapma cesaretinin gösterilmesi olduğunu düşünüyorum açıkçası. Bu yüzden eğer fantastik bir şeyler izlemeyi seviyorsanız, izleyin, izlettirin. Destek verin, derim ben.

 

Dip not: Eski dwarfın yeni Elf Kralı olması ve alışılagelmiş büyücü görüntüsünün Manu Bennett gibi bir büyücüyle yıkılması kesinlikle hoş olmuş.

 

Ne yapsak da uyarlayamasak; Shingeki No Kyojin / Attack on Titan

Otaku sayılmam. Aklımı dağıtabileceğim şeylerle istediğim kadar çok ilgilenemiyorum maalesef fakat animeleri –aslına bakarsak daha çok mangaları- severim.

Yaklaşık olarak 1-1.5 yıldır taslaklarda beklettiğim bu anime hakkında şimdi yazmak kısmetmiş. –Yazar burada; film hakkında bir iki şey çiziktireyim derken taslaklarda başlığı gördüğünü itiraf etmekten kaçınıyor. Fark edeceğiniz üzere yazar hala üşengeç.

Attack on Titan, orijinal adıyla Shingeki no Kyojin tartışmasız 2013 bahar sezonunun en göz alıcı animelerinden biriydi. Hatta ben bu cümleyi 2013 bahar sezonunun en göz alıcı animesiydi şeklinde kursak dahi fazla tepki çekmeyiz, diye düşünüyorum. Hijame Isayama tarafından 2009 yılında yazılmaya başlayan manga, kısa zamanda adını duyurmuş; animesiyle de ününü pekiştirmişti.

Manga ve animeden pek bahsetmeyeceğim, diğer yazılarımda da dediğim gibi beğendiğim şeyleri göklere çıkartabilmek gibi bir özellik eklenmemiş bana, neyi beğendiğimi anlatmaya çalışırken tüm konuyu özet geçiyor, insanların öğrenmek istemeyecekleri detayları sıralayıveriyorum.

Konumuz Attack on Titan’ın filme uyarlanmış hali.

Konuyla alakası olanlar Japon – daha çok uzak doğulu diyelim- arkadaşlarımızın anime uyarlamalarını ne kadar çok sevdiğini bilir. Bugüne kadar tutan bir çok animenin dizisi, filmi, ıcığı cıcığı her şeyi yapıldı. Bunlardan bazıları çok beğenildi, bazıları Dragon Ball ve Avatar kadar kötüydü.

Attack on Titan’ın uyarlanacağını duyduğumda iç çekmiş ve “Bunu da mahvedecekler” demiştim. Anime/Manga yabancı karakterlerin bulunduğu, alternatif bir evrende geçiyor. Karakterlerin japon olmakla yakından uzaktan alakaları yok, bunları geçelim. Karakterlerin dış görünüşlerinin bir şekilde uyarlandığını varsayalım, eldeki imkanlar diyelim. Hikaye iyi yansıtılsın o bize yeter, diyerek kendimizi bir şekilde avutalım.

Ne yazık ki onu da yapamıyoruz. Hikayeyi neresinden tutmaya çalışsak oradan kopuyor. Karakterlerin değişmesi yetmiyormuş gibi, hikaye de tamamen değiştirilmiş. İzleyici çekmek için mutlaka kullanılan ilişki taktiği en olmayacak karakterler üzerinde denenmiş misal. Tamam, basit bir şekilde Yüzüklerin Efendisi serisini ele alırsak, P. Jackson’da filmlerde hikayeyle oynamış, saçma sapan bir sürü detay ekleyerek hikayenin ağzına etmişti ama en azından filmler güzeldi.

İzlerken “Ne yaptın be adam?!” diye söylensek de görselliğe kendimizi kaptırıp “Amaan, orta dünyayı bir kez daha görmüş olduk işte ne olacak” diyor, izliyorduk. Bu adamlar filmdeki tüm önemli karakterleri çıkarmış, ana karakterlerin kişilik özelliklerini değiştirmiş. Oyunculuklar iyi en azından desek, eh o da iyi değil. Ana karakter filmde oynamak için işkence görmüş gibi oynuyor, zorlama bir oyunculuk.

Ben, Avatar; TLA’yı eleştirir, animeye hakaret derdim ama Avatar bu filmin yanında öyle iyi kalıyor ki insan söylediklerine pişman olmadan edemiyor. Bunu Hollywood’un avantajı olarak da görebiliriz tabi, neyse.

Kısa kesmek gerek. Film berbat, zaman kaybı. Başından sonuna kadar kötü bir film yapmayı başarmış olan yönetmene buradan saygılarımı iletiyorum.

Anime/manga sevenler gidip mangasını okusunlar, animeyi izlesinler ama filme bulaşmasınlar. Manganın filme uyarlandığını bile unutabilirler. Unutulması daha iyi.