Etiket arşivi: Taht Oyunları

Bir rüyanın gerçekleşmesi : Warcraft

Blizzard, Warcraft’ın film olacağını yanlış hatırlamıyorsam 2006 yılında duyurmuştu. Sonra bu tür filmlerin ya da organizasyonların kaderinden midir nedir, ertelendi de ertelendi. Öyle ki ben çıkacak olursa filmi çocuklarımın göreceğinden emindim. Duncan Jones’un olaya dahil olduğu zamana kadar bu böyle devam etti.

Uyarlamaların en büyük avantajı ve aynı zamanda dezavantajı; çıkacak olan filmin hali hazırda bir izleyici kitlesi olmasıdır. Bu insanlar film çekilmeden önce ortamları zihinlerinde canlandırmış, karakterlere hayat vermiş, olayları belki bin farklı açıdan yaşamıştır. İnsanlar tarafından bilinen ve sevilen bir şeyi film yapmak cesaret ve hayal gücü isteyen bir iş. Efsaneleşmiş bir konuyu alır ve izleyici çeksin para getirsin diye değiştirmeye kalkarsanız (Bkz: Hobbit) işin içine evrenin kurallarına uymayan ilişkiler ve karakterler koyarsanız o konunun içine etmiş olursunuz.

Mükemmeliyetçiliğiyle bilinen Blizzard farkını burada ortaya koymuş durumda, filmde Chris Metzen’in adı var ve Jones projeye büyük önem verdiğini yaptığı konuşmalarda sıklıkla belirtiyor.  Benim en büyük tesellim ve umudum, filmin Warcraft’ı gerçekten seven bir adam tarafından çekiliyor olması. Az öncede bahsettiğim gibi, bu gibi projelerde konuya aşinalık ve hassasiyet büyük önem taşıyor.

Peter Jackson, Yüzüklerin Efendisi’nde ortaya güzel bir şey çıkartsa da Hobbit’teki erkek çoğunluğunu uyduruk bir elf kadınıyla yıkmaya çalışarak sıçtı batırdı mesela. Olmadı. Ha kim için olmadı? Tolkien’in yarattığı evreni bilen, kitapları okuyan ve hikayenin akışına saygı duyan insanlar için olmadı. Yoksa hepimiz sosyal medyada dişi elfimize yağdırılan iltifatları gördük. Muhteşemdi, çok güzeldi, uğruna dağ delinirdi. Bu iltifatlar Peter Jackson’ın uydurduğu bir karakter olduğu gerçeğini değiştiremedi.

Oyuncuların ve filmin gelişimini takip edenlerin filmden beklentisi büyük, özellikle aşırı detaylı setlerin kurulduğu ve efektlerin LOTR serisi ve Avatar’la yarışacak kadar iyi olduğu söylemleri izleyiciyi heyecanlandırmış durumda.

Umalım da biz oyunculara ve izleyenlere “Yıllardır beklediğimize değmiş” dedirtecek bir film ortaya çıkar da keyfine vara vara izleriz.

Not: Başrollerden biri Vikings’ten tanıdığımız Travis Fimmel hanımlar ve beyler, belki ilgilenen olur diye not geçeyim dedim.

ASOIAF| Khal Drogo

Bu adamı beğeniyorum dediğimde insanların verdiği ilk tepki “Hadi ama Sinistra, kas tutkusu da bir yere kadar” oluyor.  Tamam, bunu kimseden saklamıyorum zaten. Bilhassa böyle iri adamlara karşı ilgim var hatta hayvan mizaçlı olanlara daha bir ilgiliyim.

Psikolojimdeki bu tahribatın sebebini bugüne kadar kimse çözemedi, bu saatten sonra da çözülebileceğini sanmıyorum. Buna umursamıyorum da diyebiliriz. Erkek dediğin masaya yumruğunu çaktı mı herkesi titretecek anlayışından öte, bakışlarıyla konuşabilecek mantığı var bende. Boş bakan insanlardan hoşlandığım söylenemez

Khal Drogo da tam olarak böyle bir karakter. Bunda karakteri canlandıran Jason Momoa’nın etkisini yok sayamayız, elbet. Bedenini yok sayalım, adam bakışları ve sesiyle bir kadına hükmedebilirmiş gibi geliyor bana. Orada burada kadın-erkek eşit diye zırvalıyorsun, ne hükmetmesi, diyor olabilirsiniz. Haklısınız da fakat kastettiğim bu değil. Eleştirdiğim aşağılayıcı tavırla hiçbir ilgisi olmayan bir otoriteden bahsediyorum ben. Erkeklerin hüküm sürdüğü ve kadınların hiç önemli olmadığı topraklarda kadını için savaş çıkartmayı göze alan bir adamın otoritesinden ve hükmeden tarafından bahsediyorum. Anlatmaya çalıştığım şey, çağlardır kadınları ikinci sınıf bir varlık ve ya sadece bedenden ibaret gören zihniyetin tamamen zıttı, kadın gibi hissettirilmekten bahsediyorum.  Sırf rahmi olduğu için biyolojik olarak aşağı konumlandırılmaktan farklı, değeri görülen bilinen bir kadın gibi hissettirilmekten.
Momoa’yı bir çoğumuz rastalı saçlarıyla Stargate Atlantis’ten hatırlarız. O zamanlar da beyfendiyi beğensem de itiraf etmeliyim ki favorilerim arasına GoT’la girdi. Khal Drogo’ya olan ilgim kitapları okurken başlamış fakat Tyrion Lannister ve Eddard Stark’a olan sevgimin ötesine geçememişti. –Kalbimdeki Tyrion sevgisini anlatabileceğim herhangi bir sözcük yok, sevgili arkadaşlar.
Dizinin çıkacağı haberini aldığımda, sevdiğim serilerden biri olan ASOIAF’ın çekilmesi beni fena halde sevindirmişti. Zira dizi piyasasının kaliteli dizilere ihtiyacı olduğunu düşünüyor, bir yandan da “Ya uyarlamaların kaderini taşırsa?” diye içten içe dertleniyordum. Uzun olan lafı daha da uzatmayalım. İzlemeye dizi çıktığı an başladım ve aslında bazen başlamaz olaydım, diyorum. Ben öyle ota püsüre ağlayan insanlardan değilim. Hele filmlere filan hiç ağlamam, işim mi yok?
Ama bu adamı devirdiler ya, ağlamaktan ağzım yüzüm kaydı. – Eddard için de ağlamıştım. Onda daha beter ağladım hatta. George Martin’in en sevdiğim ve aynı zamanda en sevmediğim özelliği bu, adam acımasız- Ben genelde güzel adamları severim, beğendiğim insanlar herkes tarafından beğenilir. Genele uyan bir zevkim vardır diyebiliriz. Yakın bir arkadaşım var, gidip ilginç adamları beğeniyor. Çirkin demiyorum, insanlara çirkin demek benim haddim değil ama belli kriterler vardır, değil mi? Misal Brad Pitt yakışıklıdır. George Clooney karizmatiktir. Henry Cavill güzel adamdır. David Gandy erkeksidir.

Güzel adamlar. Bebeksi adamlar. Sevimli olabilecek adamlar. Sert hatları olan adamlar… Böyle uzar gider bu.

Büşra’ya – şu ilginç adamları seçen arkadaşım- Jason Momoa’yı gösterdiğimde bana “Ahahaha sen beni de geçtin” dedi. “Ben bile beğenmem bunu” Adam çirkin mi? İnanın bilmiyorum, çünkü bana dünyanın en karizmatik adamlarından biri gibi gözüküyor. Neden? Uzun uzun düşündüm. Kasları yüzünden mi? Allah için güzel kasları var.
Sesi ? Evet, ben ses yüzünden alakasız adamlara tutulabilen biriyim. Sırf sesi yüzünden ekranın karşısında gözyaşları bile dökebilirdim. Çünkü adamın harika bir ses tonu vardı, her duyduğumda karnımda kelebek sürüleri tepişmeye başlıyordu. İstemsizce olduğum yerde dikleşiyordum ama hayır. Hayır, onu beğenmemin sebebi bu da değildi.

Bunların hiçbiri değildi.

Bu adam güzel bakıyordu. Dudaklarını kımıldatmadan, sadece gözleriyle konuşabiliyor. Karşısındaki kadını sevdiğini saçma sapan jestlere gerek duymadan hissettirebiliyor. Onu övmüyor, şımartmıyor, ilgisini bilinen yollarla göstermek yerine sevginin en saf – en ilkel haliyle yansıtıyordu. Bir adamın gülümseyişinden sevgisini okuyabildiğinizi düşünün, bakışlarıyla size sarıldığını… Ağzınızdan çıkan her sözcüğü “gerçekten” dinlediğini ve sözlerinize önem verdiğini. – Erkeğin egemen olduğu ve pek değerli görülmediğimiz topraklarda, birinin sizin düşüncelerinizi önemsediğini, sizin hakkınız için sizinle birlikte savaştığını. Sizi koruduğunu… Korunduğunuzu hissettiğinizi düşünün? Ne kadar zamandır kayıp bu his ya da ailemizden biri dışında hissedebildik mi korunduğumuzu? Ailemizde hissedebildik mi? Bir adam düşünün; dünyanın en kaba, en vahşi, en ilkel varlığı.

Bir adam düşünün; uğruna kafanızda şekillendirdiğiniz tüm kuralları yıkabileceğiniz, sizi olduğunuz gibi kabul edecek ve sizden beklediği fedakarlıklar kadar kendi de fedakar olacak, bencillikten sıyrılarak tüm varlığınızla seveceğiniz ve sevileceğiniz bir adam.

Bir adam düşünün, sırf biri sizi incitti diye savaş çıkartmak isteyecek bir adam.

Hemcinslerimi bilmem ama bana pırlantalar alacak, dünyaları önüme serecek bir erkek yerine, Khal Drogo gibi bir adamı tercih ederim. Sonuç olarak – şu an duygusallaştım, bitiriyorum- ben bu adamı iyisiyle kötüsüyle, hayvanlığıyla seviyorum.

Bu da Khal Drogo tecavüzcü diyen canıım dizi müptelaları için bir alıntıdır.

He stopped then, and drew her down onto his lap. Dany was flushed and breathless, her heart fluttering in her chest. he cupped her face in his huge hands and looked into her eyes. “No?” he said, and she knew it was a question.
She took his hand and moved it down to the wetness between her thighs. “Yes,” she whispered as she put his finger inside her.

Buyrun şöyle iki sahne de var ki her iki sahne de beni mahvetmişti.

Targaryen Queen eats Horse Heart